16 Kasım 2013 Cumartesi

ÇOCUKLUĞUM...

ÇOCUKLUĞUM  GİDİYOR VE BEN YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUM…


Elimde turuncu beyaz bir hap bir bardak suya uzanıyorum ,bu aralar midemden şikayetlerim var yemek öncesi bir tane al dedi doktor aç karnına ,asitleşmeyi önler.Aldığımdan beri biraz daha rahatım ama her şey iç sıkıntılarda  onları da çözünce iyileşecek her şey …

Camdan dışarıda ki görüntüde takılı kaldım. Sonbahar,arka bahçede ki birkaç ağaç kışa hazırlanıyor.Sararmış yapraklar,sarılar,yeşil ve kahverengiler,aralarda kırmızılar…En arkada ateş çiçekleri portakal rengi tomurcuklar yılbaşını bekliyor,kesip onlardan birkaç tane vazolara alsam diye düşünüyorum.En uzun ağaç ıhlamur,yenilerde ekmişlerdi onu en genci bahçenin,benim çocukluğumda yerinde armut ağacı vardı diye düşünüyorum. Kesmiş biri yerine dikmiş ıhlamuru olsun biri diğerinin yerini almış yıllardır bahçemizde.Bahçeye kimse bakmaz oldu, yıkılacak apartman nasılsa diye el etek çekti herkes, çocukluğumun çığlıklarını kulaklarımdan eksiltmediğim bahçemizden…Boyu nerdeyse üçüncü kata erişen limon ağacı yaprakları her daim yeşil üstünde belki 30 dan fazla limon var her şeye inat bakım falan istemem diyor çocuksu bir neşeyle her yıl baştan açıyor çiçeklerini,veriyor meyvelerini soğuğa bahçenin armonisi ile korunarak dayanıyor sanki;nefes alıyor veriyor…Bunu da hatırlamıyorum bak çocukluğumda bu limonda burada yoktu sonradan ekmiş onu da birisi benim büyüyüp çoluk çocuğa karıştığım yıllarda büyümüş ama çocukluk resimlerimin içinde bu ağaç yok ,yeri boş idi bir zamanlar, kardeşlerim ile piknik yapıyorduk altında o boş alanda.Toprak açıktı ,üzerine kilimimizi serip evden oyuncaklarımızı taşıyıp biraz da yiyecekler ile güle oynaya oyunlar kuruyorduk o alanda. Komşu Müşerref teyzenin bize uzattığı bir kangal sucuğu bile çekinerek alışımızı,nezaketle teşekkür edişimizi gün gibi hatırlıyorum.O dönemlerde bir nezaket varmış diyorum içimden,dudaklarım gayrı ihtiyari kıvrılıyor yukarı doğru,çocukluğumun güzel kareleri geçiyor gözümün önünden…..................
............................Neredeyse kırk beş yıllık bir apatman burası.Aksaç apartmanı ; sahiplerinin soyadını almış.Sahipleri yapıldıktan sonra bir müddet yaşadı,şimdilerde yoklar artık Osman amca ile Şadiye teyze…Kocası sakindi de Şadiye teyze hareketli bir kadındı çocukluk anılarımda onu hep merdivenleri tırmanırken elinde alışveriş fileleri ile hatırlıyorum….
Yetmiş metrekarelik iki odalı her daim sıcacık bir ev burası.Çalışanların sabah gidip akşam döndüğü güvenli küçük apartman daireleri…Birkaç yıldır hareketlenen değişimden bizim sokakta nasibini alıyor.Yanımızdaki Fulya apartmanı,arkasındaki tavukçu amcanın evi ki bahçesinde tavuk besleyecek kadar büyük bir bahçesi vardı bu evin ismini hiç öğrenmedik orası bizim için hep tavukçunun apartmanı olmuştu, sakinleri birer birer taşınıp yıkılma haline geçtiler bile…
...........Her şey değişiyor her şey…Yıllar ile biz değişiyoruz,eskiler,yeniler,hızla yaşanıp giden hayatlar her şey…Bir kumru ötüyor ıhlamur ağacının dalları arasından,kuş sesleri,Martı çığlıkları karışıyor etraftaki sessizliğe,Martılar İstanbul’un üzerinde uçuyor şimdilerde çığlık çığlığa,deniz kuşları buralarda çatılarda,damların üzerinde,balkonlarda,onlar bile şaşırıyor bu hızlı değişime.
Yaşam değişiyor,bizler değişiyor,şehirler değişiyor,zaman değişiyor…Onun için anların güzelliğini yaşamak lazım,yaşadığımız her güzelliğin farkında olmamız lazım diyorum kendi kendime.Şu anda evimi düşünüyorum sıcaklığını,anne ve babamın güzelliklerini,ailemi…kızlarım,eşim birer birer geçiyor beynimden,kardeşlerim,gülümsediğimi fark ediyorum.Derin bir nefes alıyorum içeriden konuşmalar geliyor kızlar kalkmış,eşim sesleniyor hayat başlıyor diyorum dudaklarımdaki gülümsemenin farkına vararak,yavaşca notlarımı toparlıyorum,ayağıma yumuşacık ev terliklerimi geçiyorum,güne başlıyorum…FUNDA AKPAMUK / 16.11.2013 CUMARTESİ-İSTANBUL

1 Kasım 2013 Cuma

ZAHİR

                                                                  ZAHİR

-Benimle konuştuğunuz için teşekkür ederim diyor.Sizi anlayacak kimse bulamıyorsunuz çoğu kez, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim...
Sakin her şeyi anlatmak ister gibi , dinleyen olsa da aktarabilsem der gibi...
Kapıda soruyoruz : -Zahir ne demek ?
Yüzümüz gülüyor ve meraklı birer çocuk gibiyiz her birimiz.
Sırtı yılları yorgunluğu ile eğilmiş biraz, gözlükleri numaranın yüksek olduğunu,görmek ve bakmak için oldukça uzun yıllar yaşamış olduğunu gösteriyor sanki. Siyah önlüğü , elinde süpürgesi ile günlük koşturmaların içinde ama bizim meraklı halimiz, işini bırakıp üst katları bize gezdirmesine mani olmuyor.
Beş yüz yıl önce Musevi cemaatinin buralara yerleştiğini bölgenin Yahudiler için anlamlı olduğunu hatta Haham başının buradan seçildiğini anlatıyor. Her odada yaşanmışlığa , yeni yaptırılmış sandalyeler ve İstanbul manzaraları eşlik ediyor.Üst katta kilise görünüyor fotoğraflarını çekiyoruz, az önce gittiğimiz Kuzguncuk Agios Pandelamion Ayazma'sını  ve kutsal suyu anlatıyoruz. Meraklı gözlerle  : -Öyle mi ,diyor bak karşımızda ama biz yeni duyuyoruz .İlgi ile bizim aceleyle anlattıklarımızı dinliyor.
Merdivenlerden inerken teşekkür ediyoruz en son ben iniyorum söyledikleri kalbimde takılı kalıyor...
-Biz teşekkür ederiz, çünkü anlatmak istediklerimizi dinleyecek,anlayacak kimse bulamıyoruz çoğu kez deyiveriyor.
Acele ile çıkıyoruz Zahir'den tırmanacak yokuşlar,irdelenecek insanlar,dükkanlar var daha diye ama son sözler takılı kalıyor bende...
İnsanlar ; yaşamları küçücük mekanlar içinde bütün gün aynı işleri yapmakla geçen ,akşamı çoğu kez aynı şekilde tamamlayan insanlar...Bir konuşmanın, bir canın, bir nefesin hayatımızdaki yerini kavramama yetiyor bu sözler...
       Mermer bir çeşmeden akan buz gibi sularda ellerimi, yüzümü ve boynumu yıkıyorum bir tür arınma, güne doğal ve temiz olana hazırlanma gibi, nefesim sakin ; dışarıdan gelen doğal ışık ve içeride yanan kristal avizenin ışığı birleşmiş ikonları aydınlatıyor. Çok net değil ışık ama metal çerçevelerin, ikonlardaki yansımaların, kum havuzuna dikilen mumların ışığı günün iyi geçeceği habercileri...
Yüzler gülüyor, sakin ve huzur ile kalbindeki telaş çarpışıyor sanki , su ve ışık dinginleşmene yardım ediyor.Derin bir nefes ile kalın taşlarla yapılmış bu güzel yeri bırakıyorum arkamda, not defterimin yarısı şimdiden doldu ne çok şey var yazacak...
       Karşıda Zahir Cafe ; köşede mor renkli eski bir vosvos araba ve çiçekler hoş geldin diyor...
-Zahir ne demek ?
-Görece değil mi? kimseye göre ?
-Belirgin olan, görünen diyor kafenin kapısındaki  garson...
Görünen, herkese göre, uzaklığın- mesafenin kişinin içinde belirlediği diye düşünüyorum...Herkese göre farklı olanı, farklı bakışı düşünüyorum yokuşu çıkarken.Ezan sesi derinden Cuma gününe hazırlığı anlatıyor ama hayat çok hızlı ses herkesin kulağına geliyor mu ? acaba diye düşünüyorum yoksa sadece dikkatini çeken mi duyuyor sesi ? bilmem zahir...
Az evvel konuştuğumuz garsonun : -beni çocukluğumda bir Ermeni Usta boğulmaktan kurtarmıştı sözleri geliyor,Tanrı' nın tek , dinlerin ayrı olduğunu söylüyor.
Az evvel Ayazma 'da bir olmayı ve  tek Tanrı' nın varlığını konuştuğumuzu anımsıyorum.Dinginlik ve huzur ile karşıma çıkanlarda yakaladığım benzerlikleri belki de aynılıkları demem gerekiyor, fark ediyorum.Cumartesi düğünlerinde hala eski geleneklerin burada kilise çevresinde yaşadığını ve Tanrı' nın birliğine inanan herkesin bu birliktelikleri paylaştığını söylüyor...
      Evler resimlerden çıkmış gibi...Her yerde insanların kendi zevkleri,renkleri,eski yaşanmışlıklar yansıyor, balkonlardan,pencerelerden, taş merdivenlerden, çiçekliklerden, boyalı sandalyelerden yaşananlar ve yaşanacaklar sarkıyor...
    1970' lerde buralarda yaşamış şapkalı Rosito'nun eldivenleri,şapkaları,giyim ve yaşam tarzı insanların üzerine yansımış; Rosito'nun Düşleri ,'' Evvel Zaman İçinde'' dükkanında gelinlikler,elbiseler,ayakkabılar,şapkalar olmuş merdivenlere kadar size gülümsüyor...
Home and Made 'de etkili doğal kokuları da alıyoruz ve artık bünyemiz bu kadar doygunluğa erişmiş olarak ruhlarımız ve bedenlerimiz bu durumdan hoşnut , mekanımıza dönüyoruz.



5 Ekim 2013 Cumartesi

HAYATI KOLAYLAŞTIRMA ÇABALARI :)
Sabah sabah niye geldi bilmem aşağıdaki bu şiir, masa üstüne kaydetmişim .Açtım baktım, biraz uyarılar var, hayata dair yaşayıp fark etmediğimiz ,sonrasında anladığımız ya da bazen anlamaya bile gerek duymadan yine kendi haklılığımızı savunup karşımızdakileri suçlayarak yalnızlığımızı haklı hale getirme halleri...Aslında ben bunu seviyorum arkadaş ondan yalnızım ??? diyerek avunmalar filan...
O kadar yaşanır oldu ki bu haller; herkes emniyetli alanlarında bazen günlerce dışarı çıkmadan yaşamaya çalışıyor.İnsanların teknolojiyi  bu kadar kullanmadan önce zorunlu karşı karşıya olma halleri belki daha fazlaydı ondan mıdır bilinmez şimdilerde mesajlar ile parmak ucunda harfler ,dillerle anlatılacak gözdeki ifadeleri klavyelerin tuşları ile karşısındakine ulaştırmaya çalışıyor...
Hayatın zorluklarına inat ,hayatı kolaylaştırma çabalarına gözlerimizi kapamayalım.
Kah bir yazı ,kah bir şiir, bir kelebeğin kanadındaki renkler, martının simit kavgası,arkadaşının yüzünde gördüğün dalgınlık,birbirine sarılıvermiş iki genç, çevreye bakın ne kadar çok hayatı kolaylaştırma halleri var fark edip nefes alıp, yeniden kafamızı bulunduğumuz yerden çıkarma halleri var.
Yaşama çabası, tek başına müthiş bir kolaylaştırma hali zaten fark edip, kaldığımız yerden çoğalarak yola devam :) Var olan dostları aramak,onlarla bir kahve içmek,eski günleri yad etmek,sevgi ile bir yaşlananına sarılmak,eşinin elini tutmak,hiç bir şey olmasa da evini her gün düzenli tutmak,bir kap yemek yapmak,kalan yemeğini aç hayvanlarla paylaşmak,kuşlara ekmek atmak....ya amma çok şey varmış yaz yaz sonu gelmiyor,yüzüm yazarken gülümsemeye başladı demek yalnız olmamak elimizde; kalkıp bir derin nefes alalım,şiir yanımıza kar kalsın, biz bu gün hangi güzel etkinliği,yaşama çabasını yanımıza aldık ona bakalım,yalnız olmayı tercih eden bir dostunuz varsa bu gün bir de onu arayın bakın ne kadar mutlu olacak :) benden bu kadar yaşama çabasını çok değerli buluyorum ve onun için aldığım her nefesi fark ederek,  hiç bir sorunun üzerinde yığılıp kalacak kadar uzatmadan çoğalmayı seçiyorum :)
YALNIZLIK ÜZERİNE BİR ŞİİR
Farkındalık yaratsın diye, dokunduğumuz şeyleri eksiltmeyelim artıralım diye,sıcaklığı ve sevgiyi umudu paylaşalım ve azalmadan çoğalalım diye,hüzün olmasın ama okuyalım farkedelim diye...

Öyle eksildik ki yaşarken,
Bize dokunan her şeyi eksiltiyoruz.
Yalnızlığımızla çoğalıp, kalabalıklığımızla eksiliyoruz.
Ve öylesine kalabalık ki yalnızlığımız,
Ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz…

Cahit Sıtkı Tarancı

24 Eylül 2013 Salı

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME YOLUNDA ADIMLAR...
Kendini Gerçekleştirmiş İnsan Nasıl Olur?

1- Bu insanlar, yaşamın her yönünü severler, şikâyet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle vakit kaybetmezler.

2- Bağımsızlıklarına çok düşkündürler. Aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen,ilişkilerinde bağımsız olmaya... özen gösterirler.

3- Sevgi anlayışları, sevdiklerine hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir.

4- Onay aramak gereksinimleri yoktur. Övgü ve ödül talep etmezler.

5- Çok açık ve dürüst konuşurlar, çünkü vermek istedikleri mesajları, başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler.

6- Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler.

7- Kendilerini şikâyet etmeden kabullenirler. Fiziksel benliklerini, sahteliklerle gizlemezler.

8- Doğal yaşamı takdir ederler. Başkalarına eğlenceli gelmeyen şeylerden zevk alma yetenekleri vardır. Gün batımını izlemek, ya da kırlarda küçük bir gezinti yapabilmek, doğum yapan bir kediyi izlemek onlar için mükemmel bir şeydir ve şükran duyarlar.

9- Başka insanları çok iyi anlarlar ve asla şaşırıp şok olmazlar.

10- Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar.

11- Hastalık hastası değildirler.

12- Dürüsttürler, asla yalan söylemezler, olayları çarpıtmazlar.

13- İnsanlar hakkında konuşmaz, insanlarla konuşurlar.

14- Titizlik ya da düzenlilik gibi dertleri yoktur, verimli yaşamaya bakarlar. Organizasyon nevrozundan bağımsız oldukları için yaratıcıdırlar.

15- Bu insanların müthiş bir enerjileri vardır. Enerjileri doğaüstü değildir, yalnızca yaşamı ve yaşamdaki aktiviteleri sevmelerinin bir sonucudur.

16- Şiddetli bir merak duygusuna sahiptirler. Hep araştırır, yaşamlarının her anını kavramak isterler. Her insan, her varlık ve her olay, daha çok öğrenmek için bir fırsattır.

17- Başarısız olmaktan korkmazlar, hatta onu sevinçle kabul ederler. Bu insanlar, kendilerine zarar verecek duyguları yok etme ve kendilerine verdikleri değeri artıracak olanları doya doya yaşama yeteneğine sahiptirler.

18- Bu mutlu insanlar,asla kendilerini savunma gereksinimi duymazlar. Basitçe 'her şey yolunda, biz yalnızca farklıyız. Anlaşmak zorunda değiliz' derler. Bir tartışmayı, kazanma ve karşısındakini konumunun yanlışlığına ikna etme gereksinimi duymadan, burada keserler.

19- Değerleri dar değildir. Kendilerini tüm insan ırkının bir parçası olarak görürler. Daha çok düşman öldürmekten sevinç duymazlar.

20- Kahramanları ya da putlaştırdıkları insanları yoktur. Herkesi insan olarak görür ve hiçkimseyi kendilerinden önemli konuma getirmezler.

21- Başkalarının yeteneksizliğ i nedeni ile kazanmak yerine, zaferi kendi çabaları ile elde etmeyi yeğlerler.

22- Komşularının ne yaptığını fark etmezler, çünkü var olmakla meşguldürler.

23- En önemlisi bu insanlar 'KENDİLERİNİ SEVERLER'. Kendilerine acımak, kendilerini reddetmek, kendilerine öfkelenmek için zamanları yoktur. Elbette sorunları vardır, ama sorunların onları duygusal paralizasyona götürmesine izin vermezler. Tökezleyip düştüklerinde, tekrar ayağa kalkar ve sızlanmadan yaşamaya devam ederler.

24- Hatalı alanlardan bağımsız insanlar, mutluluğu kovalamazlar, sadece yaşarlar ve mutluluk onları bulur. Gerçekten nadir bulunan insanlardır, onlar için her gün mükemmeldir...

* Dr. Wayne W. Dye

11 Eylül 2013 Çarşamba

TEŞEKKÜR EDERİM TANRIM
Beni hep sevdiğin için,beni sarıp sarmaladığın için,sevgiyle kuşatıp iyilikle ve merhametle bana iyi olanı gösterdiğin için...
Yalnızlıkla sınayıp gücümü fark etmemi sağladığın için,her düştüğümde elini uzatıp yolumu aydınlatıp ayağa kaldırdığın için....
Sevindiğimde gözyaşlarım ile ruhumu yıkayabildiğimi fark ettiğim için,merhametle her iyi olanı algılamamı sağladığın için,sevgi dolu olanı yanımda tutup olmayanlardan uzak durmamı sağladığın için...
İnanamadıklarımı inanılır yaptığın için,umutlarımı mümkün olabilir kıldığın için,beni yürekten desteklediğini hissettirdiğin için,..
Sahip olduğum dostlarım ve iyi insanlar için ailem ;annem , babam ,kardeşlerim ve kızlarım,eşimle kocaman bir ailenin parçası olabildiğim için...
Telefonun ucunda sesimi duymak için açtığını söyleyen sevdiklerim olduğunu bilmenin gururunu yaşattığın için,sevgili öğrencilerim,güler yüzlü arkadaşlarım için...
Merhametle sarıp sarmaladığım evim ve sağlığım için...
Doğruyu düşünme konusunda beni yüreklendirdiğin için...
SAHİP OLDUKLARIMI FARK EDEBİLMEME yardım ettiğin içinTEŞEKKÜR EDERİM...
                                                                                Funda Akpamuk / İzmir -11.09.2013

5 Eylül 2013 Perşembe

Yeni Ay Hasat Zamanı!

5 Eylül Perşembe günü saat 13:40'ta başak burcunda bir yeni ay meydana gelecek. Bu yeni ay nispeten olumlu etkilere sahip. En azından Ay'ın negatif bir açısı yok. Yeni ay'ın etkilerini anlayabilmek için elbette başak burcunu iyi analiz etmemiz gereklidir.

Olayları kontrol altına alıyoruz


Bu yeni ay zamanı; biraz daha içedönük tavırlı olabiliriz, olayları analiz etmek, eleştirmek, en mükemmel hale getirmek için daha fazla çaba sarf edebilecek gücü bulabiliriz kendimizde.

Pratik, akılcı, mantıklı çözümler ile yaşamımızı daha kolay bir halede getirebiliriz.
Bu dönem başlatılacak işler ve projeler daha verimli olabilecektir, üretkenliğimizin doruk noktasında olabileceğiniz.

Düzen getirme isteği

Yaşamımızda düzen getirmek istediğimiz konularda rahatlıkla düzen getirebilir, hızlıca organize olabiliriz.
Çevremizde gelişen negatif olaylara karşı bile sağduyumuzu kolay kolay kaybetmeyiz.

Sağlıkla ilgili egzersizlere başlamak, check-uptan geçmek, yaşam-sağlıkla ilgili konularda kendimi düzene oturtmak için en uygun süreçte oluruz.

Bu yeni ay zamanı el becerileri isteyen işlere karşı eğilimimiz artabilir, yeteneklerimizi keşfedebiliriz.
Sadece fazlaca detaylarda boğulmak, beğenmeyip her şeye burun kıvırmak, sürekli takacak Kulp bulmak ilişkilere zarar verebilir, aman dikkat.

Sağlık sorunlarına dikkat!

Sağlıkla ilgili konularda, karnımız, kalın bağırsağımız, ince bağırsağımız, diyaframımız hassas olabilir. Özellikle gaz sorunları, bağırsakla ilgili problemler, taş sorunları gibi problemler nüks edebilir.

Başak burcu zamanı, ekin,tarım ürünleri, hasat zamanıdır. Bu yüzden toprakta yetişen ürünlerle ilgili, tarımla ilgili, zirai konularla ilgili bu dönem sıkça haberlere rastlayabiliriz.

Başak sembolik olarak, kütüphaneler, tahıl ambarları, bitkileri, tahıl ürünlerini sembolize eder bu yeni ay zamanı bu konular sık sık ön planda olabilecektir.

Egolardan sıyrılıyoruz

Yeni ay 13 derece başak burcunda gerçekleşecek, başak burcunun ikinci dekanında, ikinci dekanının yöneticisi Venüs'tür. Venüs'te yeni ay zamanı terazi burcunda (kendi yönettiği, güçlü yerleşimde) olduğundan dolayı, ilişkiler açısından sağlıklı, huzurlu, sanatsal faaliyetler için uyumlu, estetik operasyonlar için uygun bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

Bu yeni ay zamanı ön planda olmak, egoları parlatmak pek de kolay olmayacaktır, vitrin yerine daha çok işlerin mutfak kısmında yer alabileceğiz.

Bu yeni ay zamanı sadece kendimize güven gerektiren konularda yeteri kadar gücü kendimizde bulamayabiliriz.

Bu yeni ay zamanı, yaşamımızda, evimizde, temizlemek, düzenlemek istediğimiz konulara odaklanabiliriz.

Mantıklı kararlar bizi bekliyor

Duygulardan daha çok akılla hareket etmeye daha eğilimi olabileceğiz bu yeni ay zamanı, her şeyi kontrol etmeye de çalışabiliriz, tabii bunu yaparken çevremize rahatsızlık vermemeye özen göstermeliyiz
Başak burcu yeni ayı bir nevi hasat zamanıdır, bir süredir üzerinde uğraştığımız, iş, para, kariyer, ilişki ..vs ne ise artık bunların sonuçlarını alabileceğimiz zamanlardır.

2 Eylül 2013 Pazartesi

MUTLULUĞU SENDE BULAN SENİNDİR
Gerisi MİSAFİR!.
Mutluyum!..
Çünkü yol yakınken dönüşlerim var…
Huzuruma şaşırmayın!..
Çünkü yarı yolda duranlardan, koşar adım gitmişliğim var…
Kızmayın aşktan caymışlığıma,
... Benim karşıdan tanımama gibi bir özrüm var…
Gelsin hayat bildiği gibi, elinde ne varsa hayata dair.
Ötesi hiç bir şey ya da vesair...Hani demiş ya şair''MUTLULUĞU SENDE BULAN SENİNDİR
Gerisi MİSAFİR!..''

Hz.Mevlana

25 Ağustos 2013 Pazar







KİTABIM OKUYUCU İLE BULUŞTU ŞİMDİ GELENİ FARK EDEREK SEVGİ İLE KABULLENME VAKTİDİR:) 
Sakin ve nahif bir sesi var.Çok dikkatli hiç bir ayrıntıyı gözden kaçırmadan takip ediyor.Konuşurken diğer ayrıntıları dikkatle izliyor ve yerine getiriyor.100 Yıllık bir yayın evinin yöneticisi Birgül hanım saygın , sana elindeki yazdığın senden olan kitabına yılların deneyimi ve sevgisi ile bakıyor.
-Değil mi ki siz bir kitap yazmışsınız bizim kitap evimizin kapıları size açıktır diyor.
Doğruluğun hiç tanımasan da insanları nasıl buluşturabildiğini görüyorum ,kitaplarımı onun güvenli ellerine teslim ediyorum...
Funda Akpamuk - Ağustos 2013- YAVUZ Kitabevi / İZMİR

19 Ağustos 2013 Pazartesi

GİDİŞLER
Gidişler kalan için bir ölüm,  bir bitiş gibi sıkıntılıdır. Sanki giden bir daha gelmeyecekmiş gibi can sıkar, yürek yakar.Bir ucundan tutuşmuş gibi ağır ağır nefesini keser gibi can acıtır, nefes daralır ,hiçbir şey yapasın gelmez, yaprak kıpırdamaz sanki bedeninde, her şey sessiz ,ıssız, beklemede gibi kalır.
Gidişler hele birde dönüşü yokmuş gibi ağır ağır vedalaşıp birbirinden sanki limandan ayrılan bir  gemi edasında süzülürse karanlığa, sessizce karışırsa bedenin gece karanlığına,süzülüp yitip giderse insanlar birbirinden ayrılıp…Acı göğüslere saplanır kalır , boğazın düğüm düğüm hiçbir şey söylemek gelmezse içinden….
Gidişler bir sabaha uyanınca bedenler yalnız, sessiz,beklemede…
Hep hüzündür gidişler  sılaya ,gurbete döner gönüller akıl ne yapacağını bilemez sanki şaşkın, ruhlar yorulmuş yalnız kalma duygusundan…
Gidişler; dönüşü varsa eğer bir su serpilmesi yüreğe, bir umut hele birde kısa süre ise dönüş tarihi , biraz burkulsa da toparlanır yürekler, hele bir dönelimse eğer gidişler ;  yüzler güler, bekleyişler başlar her gidişin ardından…
Göz görmeyince gönül katlanır demiş ya eskiler nerden bulmuşlar ne güzel söylemişler. Gidişler  bir süre sonra  alışkanlıklarsa eğer  ‘’nasılsa dönecek’’ , ‘’bir süre sonra gelecek inşallah’’, ‘’kısa süreliğine yok birkaç ay sonra burada’’ ise bekleyişler, umutlar inşa ederek durup bakmak hali…

Yürek suskun, biraz küskün , oyuncağı alınmış bir çocuk gibi.Bir anlam yüklemeye çalışıyorum gidişlere…Gidişler bir alışkanlık ise eğer yıllardır her seferinde gelecekler umuduna karışıyorsa her gidiş hali, yürekler çabuk yoruluyor bunu hissediyorum bu sabah…/ Funda AKPAMUK -20.08.2013/ İZMİR

17 Ağustos 2013 Cumartesi

funda'nın simgesel güncesi: Elif Şafak'tan yazara 11 öneriYalnızlığa övgüdür ...

funda'nın simgesel güncesi: Elif Şafak'tan yazara 11 öneri
Yalnızlığa övgüdür ...
: Elif Şafak'tan yazara 11 öneri Yalnızlığa övgüdür yazmak. Dışa dönüklüğe karşı içe dönüklüğü, eğlenceye ve sosyalleşmeye karşı yalnız ...
Elif Şafak'tan yazara 11 öneri
  1. Yalnızlığa övgüdür yazmak. Dışa dönüklüğe karşı içe dönüklüğü, eğlenceye ve sosyalleşmeye karşı yalnız geçirilecek saatleri/günleri/haftaları/yılları seçmektir. Yazarlar iyi bir dedikodu ya da çılgın bir partinin tadını çıkarabilirler ara sıra ama yazma eylemi ve yaşamlarımızın merkezi saf yalnızlıktır.
  2. Yazmak ancak yazarak öğrenilebilir. Kulağa pek cazip gelen yetenek, sürecin yüzde 12'sinden fazlası değildir. Çalışmak işin yüzde 80'idir. Kalan yüzde 8, “şans” ve “zamanın ruhu”dur—kısaca, elimizde olmayan şeyler.
  3. Okuyun. Bolca okuyun. Ama hep aynı yazarları okumayın. Mümkünse geniş çaplı, ne bulursanız okuyun. Kurmaca, bir işleve indirgenemez.
  4. Okumayı seveceğiniz kitabı yazın. Eğer yazdığınız şeyden zevk alıyorsanız (bu onu yazarken sıkıntı çekmediğiniz anlamına gelmez) muhtemelen insanlar da kitabı okurken aynı şekilde hissedecektir. Yazar ve hikâyesi arasında bir aşk ilişkisi yoksa okurla o hikâye arasında da bir aşk yok demektir.
  5. Depresyondan korkmayın. Yolculuğun ayrılmaz parçasıdır o. Ama depresyonu romantikleştirmemeye de dikkat edin. İstediği zaman gelip giden özgür ruhlu, güvenilmez bir dost olarak görün onu.
  6. Kendinize karşı acımasız olun. Kesin. Yıkın. Değiştirin. Sayfaları bütün olarak çıkartın. Kötü yazı kötü ilişki gibidir. Sırf içli dışlı olduğunuz için müptelası olmayın onun. Atın gitsin.
  7. Karakterlerinize karşı acımasız olmayın ama. Hor görmeyin onları. İşimiz karakterlerimizi yargılamak değil onları anlamak ve diğer insanların anlamasını sağlamaktır. Empati, anahtar sözcüktür.
  8. Her ne yaparsanız yapın, yazdığınız romanın konusu üzerine konuşmayın. Ajanınız ya da yayıncınızla yiyeceğiniz yemeğin keyfini kaçırmaktan başka işe yaramayacaktır bu. Ne üzerinde çalıştığınızı soruşturduklarında şarabınızdan bir yudum alın ve herhangi bir ipucu vermeyecek ama evrenin gizli güçlerini harekete geçirmeksizin meraklarını uyandırmaya yetecek kadar örtülü birkaç sözcük çıksın ağzınızdan. Bol şans!
  9. Okurları unutun. Eleştirmenleri unutun. Herkesi unutun. Aslına bakarsanız dışarıda bir dünyanın var olduğunu unutun.
  10. Tıkanma diye bir şey yoktur. Yine de eğer esininiz tükendiyse İstanbul'a gidin, şehrin kaosu içinde birkaç gün geçirin: gözleyin, dinleyin, martıları besleyin ve aynı anda küçüldüğünüzü ve büyüdüğünüzü hissedin.
  11. Nihayet, sözünü ettiğim kuralların her birini görmezden gelin. Yazmanın kuralı yoktur. Onun güzelliğidir bu. Kimsenin bizden almasına izin vermememiz gereken özgürlüğün ta kendisidir.
- See more at: http://merakli-kedi-yazarlik.blogspot.com/2013/08/elif-safak-yazara-11-oneri.html#sthash.uD4UrHQO.dpuf

4 Temmuz 2013 Perşembe

anlar sadece anlar:)

ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…

Jorge Luis BORGES

11 Haziran 2013 Salı

CAN YÜCEL'DEN HER GÜN YENİDEN BAŞLAR:)AYAKTA KALMAK İÇİN GÜCÜMÜZÜN FARKINDA OLMAK İLE İLGİLİ GÜZEL BİR YAZI...BU ARALAR İHTİYACIMIZ VAR:)
Ne olmasını bekliyorsun? Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun? Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?

Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın! Sistem böyle çalışmıyor! Düşünce gücü, metafizik, parapikoloji, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!

Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın! Her şeyden önce farkına varacaksın! Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın. Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın!

Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin. Bazen bildiklerin, öğrendiklerin acı verir. Onu da yaşayacaksın. Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.

Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın. Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin. Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin. Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.

Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin. Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin. Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın! Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.

İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin. Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın! Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin.

Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin. Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin. İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın. Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!

Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın. Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın! Dünya da sensin, evren de! Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin. Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın. Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak. Boşuna hayal kurmayacaksın!

"CAN YÜCEL"

28 Mayıs 2013 Salı


SAHİBİNİN YANSIMALARI
Satılık bahçeli bir ev; üstüne  ‘’satılık’’ levhası asmışlar… Uzun süredir levhanın üzerinde olduğu belli, rüzgarla tembel tembel sallanıyor. Çengeloğlu sokağı levhası da üzerinde , küçücük bir Çengelköy sokağına ev sahipliği yapıyor sanki  levhası ile birlikte bu küçük eski ev…
Yıllar öncesinde kurulmuş küçük esnaf dükkanları bu sokakta, tutundukları yerde hala bir kaldırımın kenarlarına sıkışmış bahar çiçekleri gibi yaşamaya çalışıyor. Küçük eski bir elektrikçi dükkanı yandaki eski bir evin alt katında önüne tahta saksılar içinde sardunyalar ,renkli çiçekler dikilmiş; baharla,yazla bağlantı kurmuş sanki hafif esen rüzgarla sallanıp duruyorlar.
Oturduğum yer bir kafe, kahvemi söylüyorum;güler yüzlü emektar bir hanım keyifli,köpüklü bir kahve getiriyor.Masalar turkuaz,camlarda ucuz dantel perdeler her şey basit,sade ve mekana ait...Sahibinin Yansımaları sanki her dokunmuşlukta,renklerde,tahta sandalyelerde,dükkana girişte kullanılan dantelden keserek yapılmış   sineklikte, turkuaz tahta yuvarlak masalarda…
Her masada küçük bir fesleğen çiçeği hem yeşil,hem buraya ait,güneş altında tatlı tatlı sallanıyorlar rüzgarla kokusu burnuma bir değiyor bir geçiyor.Kapı girişinde mavi boyalı bir kuş kafesi  içi boş ama yan bahçelerde kuşlar ‘’biz buradayız, özgürüz’’ diye cıvıldayıp duruyorlar.
İçeride yaşanmışlıklar var; eski aynalar,eski bir konsol,eski bir plak dolabı,birkaç koltuk,turkuaz,yeşil seramikler hep size eşlik ediyor…Dışarıya okunsun diye bir gazetelik konmuş isteyenlere; dergiler,gazeteler var üzerinde…Sanki buraya ait değillermiş amma velakin gelenlerden isteyen olursa diye okurlarını bekliyor...
                                                              Funda AKPAMUK-  24.05.2013/ Çengelköy-  İSTANBUL                                      ''İstanbul'u Yazıyorum''  Yazı Gurubuyla keyifli bir yazı gününden,devamı bende isteyenlere anlatırım:)                                

18 Mayıs 2013 Cumartesi

bu gün şiirlerle başladı günüm;
hep içinde umut vardı ileriye doğru iteleyen,
sev diye bağıran,
çocukluğun bitmesin diyen,
var olduklarını hissettiren ,
bu gün bunları paylaşalım dedi yüreğim,çoğalarak...F.Akpamuk

Özdemir ASAF ile başladı herşey :

Kazandıklarım bitti, yitirdiklerim kaldı.


Söylediklerim gitti, dinlediklerim kaldı

Bir bilmek ülkesinin, düşün iline vardım.

Öğrettiklerim gitti, öğrendiklerim kaldı.

Özdemir Asaf

***
İlhan BERK ile devam edelim...

Ateşböcekleri girecek denli alçacıktı penceremiz,


hiç basamak yoktu sevinçlere,

bin uykuyla dolu ve uykusuzduk;

biz hep böyle güzeldik ve çocuktuk...!

İlhan BERK


9 Mayıs 2013 Perşembe

CAN YÜCEL'DEN...

CAN YÜCEL'DEN ...
Ne olmasını bekliyorsun? Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun? Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?

Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın! Sistem böyle çalışmıyor! Düşünce gücü, metafizik, parapikoloji, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!

Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın! Her şeyden önce farkına varacaksın! Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın. Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın!

Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin. Bazen bildiklerin, öğrendiklerin acı verir. Onu da yaşayacaksın. Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.

Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın. Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin. Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin. Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.

Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin. Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin. Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın! Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.

İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin. Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın! Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin.

Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin. Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin. İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın. Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!

Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın. Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın! Dünya da sensin, evren de! Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin. Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın. Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak. Boşuna hayal kurmayacaksın!

"CAN YÜCEL"

30 Nisan 2013 Salı

HÜZÜN....



Okuduğumda beni etkileyen bir şiiri paylaşmak istedim bugün ,kimse gitmesin,herkes mutlu olsun,kırgınlıklar,kavga ve gürültüler,yalnızlıklar olmasın diye bilmem neden gittikten sonra bir daha dönüş yok diye!Canım babamın yasladığım omuzu hiç çökmesin diye,sevgi ve dayanak ile birbirimizi güçlendiririz diye!siz anladınız yazmaya gerek yok ama ayrılıklar hiç olmasın diye!Dayım bir baba ama yalnız diye!yalnızlığı hissedip üzüldüm diye!Yaşın tecrübelerini paylaştım diye!paylaşma gayretini gördüm diye!gözyaşları ruhlarımızı yıkadı diye!gözlerinde yalnızlığı gördüm diye!
Bir baba gittiğinde;
Arkanı yasladığın duvar
Sabahları sıcak ekmek
Okul harçlığı, otobüs bileti
Ciğerinden bir parça gider
... Gider de gider...

En sinirli anında bile,
Dudağının kenarında bir gülümseme
Bayramda öpülecek el
Çocuklarımızı sırtında taşıyan
O sevimli dede gider
Gider de gider...

Bir içten "oğlum, kızım" sözünün sahibi
İnatçı bir siyasetçi
Koca bir beden
Çocuk bir yürek
Anneyle yapılan lüzumsuz tartışmalar
Heyecanlı bir taraftar
Çalışkan bir "Adam" gider
Gider de gider...

Bir sarılmaya, bir çift söze bile
Fırsat vermez Azrail
Vakit geldiği zaman
Sadece baban değil
Atan gider
Canın gider
Kanın gider
Gider de gider...

Dolmaz boşluğu kısa zamanda
Hep bir ses ararsın, bir nefes
Bir anahtar tıkırtısı
Yanlış bir iş yapınca
Gözünün içine bakılmasını
Ama sadece beklersin

Çünkü;
Bir baba gittiğinde,
Sadece baban değil;
Bir dostun,
Bir arkadaşın,
Bir sırdaşın,
Bir öğretmenin,
Bir ustan,
Bir yanın gider...
Gider de gider !


13 Ocak 2013 Pazar

YÜREĞİ AKIL İLE BULUŞTURMAK

YÜREĞİ AKIL İLE BULUŞTURMAK


Yüreğim ağır bugün,sıkıntılı,taşıdığı yükü ağır,bırakmak istiyor ama dönüp dolaşıp bir yerde yine takılıyor. Takıldığı eşya değil, sayılar, paralar değil, takıldığı adalet duygusu… Bir şey sanki tam çözülmediği için durup durup yine aynı yerlerde dolaşıp duruyor. Dönüyor, eviriyor çeviriyor bir türlü anlamlandıramıyor. Çözülmesi gereken ne ona da tam anlam veremiyor belki ondan yolun sonundaki ışığı göremiyor,çözmek istediği yolun neresi olduğunu tam kestiremiyor.

Farkındalığın arttıkça yıllar öncesine dönüyor bazı çıkarımlara gidiyor yürek… Sevgi, paylaşma, paylaştırma,adalet ardından geliyor. Bunları sorguluyor, nedenleri anlamaya çalışıyor, yapılanlara ya da yapılanmayanlara anlam yüklemeye çalışıyor. Nedeni, niçin olduğunu, yapılanı anlamlandırdığında soluk alıyor. Ağırlıkları bir bir bırakıyor, hafifliyor.

Bu ara adaletle yaklaşıma, paylaşıma, adaletle anlatım duygusuna ve adaletle insanoğlunun verebilmesine dikkat etti yüreğim. İnsan ne kadar gayret ederse etsin bir yerden sonra bilerek ya da bilmeyerek isteyerek belki istemeyerek ama bence çokçası fark etmeyerek adaletli olamıyor. Adalet ile veremiyor, paylaşamıyor, bölüştüremiyor. Kişi en değerli olacak duygusunu sevgiyi ya da elindeki parayı, derin düşündüğümüzde yani kendinde olanı eşit olarak dağıtamıyor. Kimini diğerinden fazla seviyor. Kimine daha sıcak davranıyor, kimine elindekini sonuna kadar verebilirken kimine verirken isteyerek veremediği için belki eli titreyerek istemeyerek uzatıyor.

Farkındalık arttıkça karşındaki elin titremesini, sözde söylenen bir kötü serzenişi, takdir edilmeme duygusunu, laf arasında iletilen üstü kapalı mesajları, karşındakinin yüreğinden geçen itişmeleri hissetmeye başlıyorsun. Sen ne kadar üzerinde durmasan da yüreğinde birikmeye başlıyor bunlar. Birer birer yerleşiyor bir köşesine anlamlandırmaya çalışıyorsun kendine yer arıyorsun bu duyguların içinde ben nerelerdeyim? Acaba bana mıydı bu söylenen? Anlamlı mı acaba söylenen bir şey mi var iletilmeye çalışılan? Üzerinde durmayıp geçiyorsun bir süre sonra tekrarlar gelip duydukların tekrarlanınca bir kez daha gözden geçirmeler başlıyor yüreğinde. Sen kendini en doğruyu gayretle yapmaya çalıştığın bir yerde gördüğün için sorguluyorsun kendini, bilerek ya da bilmeden bir şey mi yaptım diye? Araya başka olaylar giriyor unutuluyor yapılanlar,söylenenler sen hayatına devam ediyorsun ama yürek unutmuyor ille de çözmek gerekiyor nedenleri, niçinleri… Yoksa dönüp dolaşıp çözemediği düğümleri çözmeye çalışıyor yürekler,cevaplar bulmaya çalışıyor,bulduğu ip uçlarının içinden yürüyüp yüreğini hafifletmeye çalışıyor.

İlle de çözmek mi gerek? Evet bence yüreği boşaltabilmek için ille de ruh ile akıl dünyanı bir yerlerde buluşturman gerek. İçinde bir yerler acıdıkça akıl sana yardım etmeye, seni rahatlatmaya, seni inandırmaya çalışıyor bu acıdan kurtulman için sanki, panikliyor sana okuyarak, konuşarak bir çok konu ile yol göstermeye çalışıyor. Görebildiğin yollar ilerleme sağlıyor ama içindeki rahatlama tam sağlanamadığında sendeki arayış, dikkat etme hali devam ediyor ta ki ruhu,beden ve akıl dünyanla eşitleyip seni huzurlu kılana kadar… Fark ettiklerimizi konuşarak,sakin bir şekilde dile getirerek karşımızdaki ile sorunlarımızı çözebiliriz. Bazen tıkanırız senin anlattığın başkadır,karşındakinin anladığı başka ama sakince durup dinleyerek ve anlatmak istediğini tam anlatarak ilerlemek gerekir... Yavaş,sakin, telaşsız doğru olanı paylaşana kadar,alabildiği kadar; alamadığımız bir alışveriş hali değil dediğim,bağırarak,çağırarak,tartışarak,ezerek,sevgi olmayan cümlelerle kırarak değil.Sakin adım adım bir yolculuk; sevgi ve şefkatli yaklaşım var içinde. İşte o zaman birer birer ip uçları yakalamaya başlıyor insan. Sakin, huzurlu oluyor. İçindeki kırılmışlıkları teker teker bulup onarabiliyor. Ben bunları yazarken bir şey daha keşfediyorum bu yazdıklarıma sebep olan bir olayı nasıl çözerim diye?

Fark ettim ki ben bazı şeyleri anlatmaya çalıştığımda direnç ile karşılaştığım bir nokta var; yaş. İnsan hayatından zaman aldıkça sertleşebilir, karşısındakinin sakin ve sessizce anlatmaya çalıştığını, kendi ruhunun sertliği ile alamayabilir. Sen sakince kendini anlatabilmeli ama alamadığını hissettiğin yerde bırakmalısın. Karşındaki yaşça senden büyük hem de tekamül konusunda sıkıntılarını henüz tamamlayamamışsa sana lafları ile zarar verebiliyor. Sen sadece sorunu görmesini sağlayıp geri çekilmelisin. Çözüm tek taraflı olmuyor iki tarafta çözümü hissedip adım atmaya hazır olmalı yoksa bir taraf kendini anlatırken diğer taraf kulaklarını kapamışsa yapılacak çok bir şey yok. Adalet duygusunu hissedebilmeyi, olaylara adalet ile yaklaşabilmeyi idrak etmesini beklemek, görmek daha etkili bir sonuç haline dönüşüveriyor. Yani burada zaman işin içine giriyor…

Yazarak bazı şeyleri daha iyi fark etmeye, fark ettiklerimi daha iyi anlamlandırmaya başladığımı hissediyorum. Yavaş yavaş taşlar yerine oturuyor,resim muhteşem hali ile ortaya çıkmaya başlıyor… İnsanda adalet duygusu hiçbir zaman tam olamaz. Yazarken daha iyi fark ettim. Biz istediğimiz kadar çırpınalım bir yerden sonra tökezliyoruz. Anne de olsak baba da insan olduğumuz için bir yerlerde takılıyoruz, görmezden geliyoruz, hissedemiyoruz tam olanı biteni ya da hissetmek istemiyoruz,deve kuşu misali benden bu kadar ne yapayım deyip içinden sıyrılıveriyoruz olayların,durumların… Basit bir sıyrılma metodu ile kolayca,ne yapalım ya benden bu kadar!

Bu bizi rahatlatıyor. Olaylardan sıyrılmayı sağlıyor. Kurtarıcı gibi bir şey… Süpür halının altına gitsin. O zaman öyleydi ne yapalım! Dedin mi iş bitti. Ama iş bitmiyor. Sen unutmaya çalışsan da yürek unutmuyor. Neden yürek demişler kalbe? Geçenlerde bir yerlerde okumuştum yürek; kalbin ruh hali, yani düşünen, hisseden,acıyan hali ondan acı çekiyor yürekler yapabildiklerinin, yapamadıklarının neyi adaletle yapıp neleri eksik bıraktığının farkına varıyor. Yapabildikleri onu rahatlatıyor ona huzur veriyor yapamadıkları rahatsız ediyor. Burada bazılarımız ille de bir şeyler alıp vermeli mi, bu yürek diye sorabilirler. Bence alışveriş halinde bir al ver durumu değil bu söylediğim. Tamamladıkları ya da eksik bıraktıkları…

Bu ara yüreğim bu hal ile sarmalandı. İlle de yerleştirmek istiyorum duyguları, yaşanmışlıkları birer birer düzenle,karmaşa olmasın tertemiz ve iyi niyet duyguları ile yerlerini bulsunlar.Ait oldukları yerlere yerleşsinler ,alma verme hali bitmiş olsun ama yanında adaletle davranmışım, evet bu vicdana uygun, duyguları da olsun. Adaletsizlikler uçuşmasın beynimde, yüreğimde her şey berrak ve tertemiz olsun… Geçmişle bir hesaplaşma haline girmek belki de bundan yüreği hafifletebilme hali, hafifleme hali, çözemediğin sorulara yanıt bulma hali ama çokçası yürek ile aklı buluşturabilme hali…

Vakti geldiğinde hissettiğin duyguları şöyle bir silkeleme, havalandırma hali… Ha şimdi bu halde bekleyip kalacak mıyız? Yok öyle bir şey, azıcık hafifletip yüreği biraz soğutup, neleri yaptık, neleri yapamadık, kimlere nasıl davrandık, neden öyle davrandık diye bir durup soluk alma vakti…

Ben yazdım yazdıkça kavradım. Olanlar bir bir yerleştiler yerlerine… Kendime ait olanı yanıma alıp olmayanlarla vedalaşma vaktidir şimdi… Ruhu akıl ile buluşturma zamanıdır şimdi…
Funda AKPAMUK / 13.01.2013

10 Ocak 2013 Perşembe

yaprak döker bir yanımız,bir yanımız bahar bahçe

Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe ...

Dostum dostum güzel dostum

Bu ne beter çizgidir bu

Bu ne çıldırtan denge

Yaprak döker bir yanımız

Bir yanımız bahar bahçe

Öyle bir yerdeyim ki

Ne karanfil ne kurbağa

Öyle bir yerdeyim ki

Bir yanım mavi yosun

Dalgalanır sularda

Dostum dostum güzel dostum

Bu ne beter çizgidir bu

Bu ne çıldırtan denge

Yaprak döker bir yanımız

Bir yanımız bahar bahçe
Hasan Hüseyin Korkmazgil

6 Ocak 2013 Pazar

İŞTE BENİM SENFONİM

Ufak şeylerden zevk alabilmek
Lüks yerine zerafet aramak;
Saygı istemek yerine değerli olmak;
Zengin olmak yerine kimseye muhtaç olmamak;
Sıkı çalışmak,sessizce düşünmek ve dürüst konuşmak;
Yıldızları,kuşları,bebekleri ve bilgeleri açık kalple dinlemek;
İşte benim senfonim!
                               William Ellery Channing


İşte benim senfonim,sevgi,iletişim,iyilik isteme,sakin bir dinginlik içinde hayatı sürdürme çabası.Yanımda bu katkıya katılanlarla sakin ve huzurlu bir hayat.İçinde tartışma,kavga,gürültü olmasın,hırs,kıskançlık,aşağılama,haset ,çaresizlik belki insanların yüzünde okuduğum hüzünü oluşturan sıkıntılar olmasın.Sadece yüksek duygularla insanlık için ne yapabilirim çabası ,insanlara umut olmak,yapılabiliri yaşamak ve yaşatmak,sıkılsanda ardında iyi gün gelecek düşüncesini vermek,senin yaşadıklarını ben de yaşadım ,geçip çıkacaksın düzlüğe diyebilmek,isteyenlerle duygularımı,bildiklerimi paylaşmak,işte benim senfonim...