ÇOCUKLUĞUM GİDİYOR VE
BEN YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUM…
Elimde turuncu beyaz bir hap bir bardak suya uzanıyorum ,bu
aralar midemden şikayetlerim var yemek öncesi bir tane al dedi doktor aç
karnına ,asitleşmeyi önler.Aldığımdan beri biraz daha rahatım ama her şey iç
sıkıntılarda onları da çözünce
iyileşecek her şey …
Camdan dışarıda ki görüntüde takılı kaldım. Sonbahar,arka
bahçede ki birkaç ağaç kışa hazırlanıyor.Sararmış yapraklar,sarılar,yeşil ve
kahverengiler,aralarda kırmızılar…En arkada ateş çiçekleri portakal rengi
tomurcuklar yılbaşını bekliyor,kesip onlardan birkaç tane vazolara alsam diye
düşünüyorum.En uzun ağaç ıhlamur,yenilerde ekmişlerdi onu en genci bahçenin,benim
çocukluğumda yerinde armut ağacı vardı diye düşünüyorum. Kesmiş biri yerine
dikmiş ıhlamuru olsun biri diğerinin yerini almış yıllardır bahçemizde.Bahçeye
kimse bakmaz oldu, yıkılacak apartman nasılsa diye el etek çekti herkes,
çocukluğumun çığlıklarını kulaklarımdan eksiltmediğim bahçemizden…Boyu nerdeyse
üçüncü kata erişen limon ağacı yaprakları her daim yeşil üstünde belki 30 dan
fazla limon var her şeye inat bakım falan istemem diyor çocuksu bir neşeyle her
yıl baştan açıyor çiçeklerini,veriyor meyvelerini soğuğa bahçenin armonisi ile
korunarak dayanıyor sanki;nefes alıyor veriyor…Bunu da hatırlamıyorum bak
çocukluğumda bu limonda burada yoktu sonradan ekmiş onu da birisi benim büyüyüp
çoluk çocuğa karıştığım yıllarda büyümüş ama çocukluk resimlerimin içinde bu
ağaç yok ,yeri boş idi bir zamanlar, kardeşlerim ile piknik yapıyorduk altında
o boş alanda.Toprak açıktı ,üzerine kilimimizi serip evden oyuncaklarımızı
taşıyıp biraz da yiyecekler ile güle oynaya oyunlar kuruyorduk o alanda. Komşu
Müşerref teyzenin bize uzattığı bir kangal sucuğu bile çekinerek
alışımızı,nezaketle teşekkür edişimizi gün gibi hatırlıyorum.O dönemlerde bir
nezaket varmış diyorum içimden,dudaklarım gayrı ihtiyari kıvrılıyor yukarı
doğru,çocukluğumun güzel kareleri geçiyor gözümün önünden…..................
............................Neredeyse kırk beş yıllık bir apatman burası.Aksaç apartmanı
; sahiplerinin soyadını almış.Sahipleri yapıldıktan sonra bir müddet
yaşadı,şimdilerde yoklar artık Osman amca ile Şadiye teyze…Kocası sakindi de
Şadiye teyze hareketli bir kadındı çocukluk anılarımda onu hep merdivenleri
tırmanırken elinde alışveriş fileleri ile hatırlıyorum….
Yetmiş metrekarelik iki odalı her daim sıcacık bir ev
burası.Çalışanların sabah gidip akşam döndüğü güvenli küçük apartman
daireleri…Birkaç yıldır hareketlenen değişimden bizim sokakta nasibini
alıyor.Yanımızdaki Fulya apartmanı,arkasındaki tavukçu amcanın evi ki
bahçesinde tavuk besleyecek kadar büyük bir bahçesi vardı bu evin ismini hiç
öğrenmedik orası bizim için hep tavukçunun apartmanı olmuştu, sakinleri birer
birer taşınıp yıkılma haline geçtiler bile…
...........Her şey değişiyor her şey…Yıllar ile biz
değişiyoruz,eskiler,yeniler,hızla yaşanıp giden hayatlar her şey…Bir kumru
ötüyor ıhlamur ağacının dalları arasından,kuş sesleri,Martı çığlıkları
karışıyor etraftaki sessizliğe,Martılar İstanbul’un üzerinde uçuyor şimdilerde
çığlık çığlığa,deniz kuşları buralarda çatılarda,damların
üzerinde,balkonlarda,onlar bile şaşırıyor bu hızlı değişime.
Yaşam değişiyor,bizler değişiyor,şehirler değişiyor,zaman
değişiyor…Onun için anların güzelliğini yaşamak lazım,yaşadığımız her güzelliğin
farkında olmamız lazım diyorum kendi kendime.Şu anda evimi düşünüyorum
sıcaklığını,anne ve babamın güzelliklerini,ailemi…kızlarım,eşim birer birer
geçiyor beynimden,kardeşlerim,gülümsediğimi fark ediyorum.Derin bir nefes
alıyorum içeriden konuşmalar geliyor kızlar kalkmış,eşim sesleniyor hayat
başlıyor diyorum dudaklarımdaki gülümsemenin farkına vararak,yavaşca notlarımı
toparlıyorum,ayağıma yumuşacık ev terliklerimi geçiyorum,güne başlıyorum…FUNDA
AKPAMUK / 16.11.2013 CUMARTESİ-İSTANBUL

