9 Temmuz 2015 Perşembe

MASA ÜSTÜNÜ TEMİZLEMEK

MASA ÜSTÜNÜ TEMİZLEMEK
Destek olma isteğinin  bir şeylerle uğraşırken ,hiç aklında olmadığı bir anda,konuşurken kelimelerin arasında ,karşındaki bir şeyler anlatırken, cümle aralarında,bakışlarda geldiğini hissettim dün.Sakin sakin akan konuşmaların arasında değişen hallerden,sıkıntılı halleri anlatırken telaşla başka bir şeylerle uğraşıyor haline geçip sorunlardan uzak durma haline geçişlerden…Yardım isteği olup olmadığını da bilmiyorsun ya sadece sohbet ederken seni anlıyorum,sen konuş anlat ben seni dinlerim arada bir iki laf da ben anlatırım derken bakıyorsun geçivermişsin dinlemeye…Karşındaki anlatır sen dinlerken aralara birkaç laf da sen serpiştirirken şifalanma başlamış aslında.
Bu sabah bu konu ile kalktım aklıma yardım isteğinin nasıl bizlere ulaştığı geldi. Biz başkasından nasıl yardım istiyoruz,başkaları bizlere nasıl ulaşıyor.Konuşurken,okurken,mesajlarla nasıl yardım çağrısı aldığımızı nasıl yardım çağrısı yaptığımızı .Anlatırken karşındaki; kendi ile ilgili durumunu, sorunu fark etme hali ve önce ne yapacağını bilememe hali ,sonra nasıl destek olabilirim kimlerden yardım alabilirim hali .Destek olabilmek çok güzel bir duygu bunu başarabilmek insana mutluluk veriyor,güven veriyor.Destek olup yardım etmek isterken sorunlarla nasıl  başa çıkabileceğiz,sorunu yaratan çöpleri nasıl ayırt edeceğiz. Konuşurken bunları nasıl fark edip ayrıştıracağız.İçimizde biriken dağlar var aslında boşa tuttuğumuz , dursun bir ara belki işime yarar dediğimiz, bilerek ya da bilmeden gitmesini istemediğimiz,hayır istemem deyip gitmesin diye gayret ettiğimiz bir sürü haller.Bu birikenler de bizim içimizde ki geri dönüşüm sepetinde bekliyor aslında .
Masaüstünü temizlerken bilgisayarımızda  temizleme düğmesine bastığımızda ; sanki hiç daha önce orada değillermiş gibi içine atılan çöpler gidiyorlar ya hepsi tertemiz oluyor birden sepetin içi … Çöplerin atıldığı,istenmeyen postaların,dosyaların,kayıtların,resimlerin atıldığı masaüstündeki o sepet,geri dönüşüm sepeti, ne güzel bir adı var şimdi fark ediyorum ,yazarken gülümsüyorum…
Onlardan kurtulmak bu kadar kolay mı diyorum kendi kendime masaüstünü toparlamak için evet J Sadece bilgisayarımızda masa üstünü temizlemek için bir tek tuşa basmak yeterli. Tek yapılacak o düğmeye basmak için beynine söylemek ve parmağını kullanarak sil tuşuna dokunmak.Gülüyorum …
Kolay mı ? İnsan için farklı bir durum; bizim masa üstümüz beynimiz.Ne kalsın ,ne gitsin?Atılacakları nasıl toparlamalı,bir gün oturup şu atılacakları ayarlamalı dediğimiz ne çok zamanlarımız oluyor.Birçoğumuz dertlerini harmanlamış hiç de atılası gelmiyor onlarla öyle yaşamaya alışmış bıraksa bütün gün neyi temizleyecek? Seviyor onlarla yoğrulmayı, sızlanmayı bırakmak istemiyor belki de, kimimiz ise çok rahat hiç düşünmeden koyuveriyor kapı önüne, siliveriyor masaüstünden gitsin.

İçimizde atılacaklar ile bizi biz yapan değerler, kendimiz olma gücümüz, kendimiz yaratabilmemizi sağlayan bağlar birlikte, özdeşleşmiş  sarıp sarmalanmış halde yaşayıp gidiyoruz çoğu kez.Bu olmamız gerekenleri ayırıp bizimle bırakıp,temizleyip parlatıp baş köşeye koyabilmeli ve işe yaramayanları ise çoğaltmadan gönderebilmeliyiz çöp kutusuna.Gerekmez artık dediğimiz temizlenecekleri toparlayıp gönderebildiğimiz de, iç dünyamızı düzenleyebildiğimiz de pırıl pırıl oluyoruz.Adeta evde temizlik yaparken fark edip çöpe gönderdiğimiz toz yumakları gibi onları da ayırt edip süpürgenin toz haznesini temizler gibi temizleyebilmeliyiz, oh ferahlık diyebilmeliyiz,evim mis gibi oldu diyebilmeliyiz içimizin de ferahladığını hissederekJFUNDA AKPAMUK/İZMİR/09.07.2015

16 Kasım 2013 Cumartesi

ÇOCUKLUĞUM...

ÇOCUKLUĞUM  GİDİYOR VE BEN YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUM…


Elimde turuncu beyaz bir hap bir bardak suya uzanıyorum ,bu aralar midemden şikayetlerim var yemek öncesi bir tane al dedi doktor aç karnına ,asitleşmeyi önler.Aldığımdan beri biraz daha rahatım ama her şey iç sıkıntılarda  onları da çözünce iyileşecek her şey …

Camdan dışarıda ki görüntüde takılı kaldım. Sonbahar,arka bahçede ki birkaç ağaç kışa hazırlanıyor.Sararmış yapraklar,sarılar,yeşil ve kahverengiler,aralarda kırmızılar…En arkada ateş çiçekleri portakal rengi tomurcuklar yılbaşını bekliyor,kesip onlardan birkaç tane vazolara alsam diye düşünüyorum.En uzun ağaç ıhlamur,yenilerde ekmişlerdi onu en genci bahçenin,benim çocukluğumda yerinde armut ağacı vardı diye düşünüyorum. Kesmiş biri yerine dikmiş ıhlamuru olsun biri diğerinin yerini almış yıllardır bahçemizde.Bahçeye kimse bakmaz oldu, yıkılacak apartman nasılsa diye el etek çekti herkes, çocukluğumun çığlıklarını kulaklarımdan eksiltmediğim bahçemizden…Boyu nerdeyse üçüncü kata erişen limon ağacı yaprakları her daim yeşil üstünde belki 30 dan fazla limon var her şeye inat bakım falan istemem diyor çocuksu bir neşeyle her yıl baştan açıyor çiçeklerini,veriyor meyvelerini soğuğa bahçenin armonisi ile korunarak dayanıyor sanki;nefes alıyor veriyor…Bunu da hatırlamıyorum bak çocukluğumda bu limonda burada yoktu sonradan ekmiş onu da birisi benim büyüyüp çoluk çocuğa karıştığım yıllarda büyümüş ama çocukluk resimlerimin içinde bu ağaç yok ,yeri boş idi bir zamanlar, kardeşlerim ile piknik yapıyorduk altında o boş alanda.Toprak açıktı ,üzerine kilimimizi serip evden oyuncaklarımızı taşıyıp biraz da yiyecekler ile güle oynaya oyunlar kuruyorduk o alanda. Komşu Müşerref teyzenin bize uzattığı bir kangal sucuğu bile çekinerek alışımızı,nezaketle teşekkür edişimizi gün gibi hatırlıyorum.O dönemlerde bir nezaket varmış diyorum içimden,dudaklarım gayrı ihtiyari kıvrılıyor yukarı doğru,çocukluğumun güzel kareleri geçiyor gözümün önünden…..................
............................Neredeyse kırk beş yıllık bir apatman burası.Aksaç apartmanı ; sahiplerinin soyadını almış.Sahipleri yapıldıktan sonra bir müddet yaşadı,şimdilerde yoklar artık Osman amca ile Şadiye teyze…Kocası sakindi de Şadiye teyze hareketli bir kadındı çocukluk anılarımda onu hep merdivenleri tırmanırken elinde alışveriş fileleri ile hatırlıyorum….
Yetmiş metrekarelik iki odalı her daim sıcacık bir ev burası.Çalışanların sabah gidip akşam döndüğü güvenli küçük apartman daireleri…Birkaç yıldır hareketlenen değişimden bizim sokakta nasibini alıyor.Yanımızdaki Fulya apartmanı,arkasındaki tavukçu amcanın evi ki bahçesinde tavuk besleyecek kadar büyük bir bahçesi vardı bu evin ismini hiç öğrenmedik orası bizim için hep tavukçunun apartmanı olmuştu, sakinleri birer birer taşınıp yıkılma haline geçtiler bile…
...........Her şey değişiyor her şey…Yıllar ile biz değişiyoruz,eskiler,yeniler,hızla yaşanıp giden hayatlar her şey…Bir kumru ötüyor ıhlamur ağacının dalları arasından,kuş sesleri,Martı çığlıkları karışıyor etraftaki sessizliğe,Martılar İstanbul’un üzerinde uçuyor şimdilerde çığlık çığlığa,deniz kuşları buralarda çatılarda,damların üzerinde,balkonlarda,onlar bile şaşırıyor bu hızlı değişime.
Yaşam değişiyor,bizler değişiyor,şehirler değişiyor,zaman değişiyor…Onun için anların güzelliğini yaşamak lazım,yaşadığımız her güzelliğin farkında olmamız lazım diyorum kendi kendime.Şu anda evimi düşünüyorum sıcaklığını,anne ve babamın güzelliklerini,ailemi…kızlarım,eşim birer birer geçiyor beynimden,kardeşlerim,gülümsediğimi fark ediyorum.Derin bir nefes alıyorum içeriden konuşmalar geliyor kızlar kalkmış,eşim sesleniyor hayat başlıyor diyorum dudaklarımdaki gülümsemenin farkına vararak,yavaşca notlarımı toparlıyorum,ayağıma yumuşacık ev terliklerimi geçiyorum,güne başlıyorum…FUNDA AKPAMUK / 16.11.2013 CUMARTESİ-İSTANBUL

1 Kasım 2013 Cuma

ZAHİR

                                                                  ZAHİR

-Benimle konuştuğunuz için teşekkür ederim diyor.Sizi anlayacak kimse bulamıyorsunuz çoğu kez, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim...
Sakin her şeyi anlatmak ister gibi , dinleyen olsa da aktarabilsem der gibi...
Kapıda soruyoruz : -Zahir ne demek ?
Yüzümüz gülüyor ve meraklı birer çocuk gibiyiz her birimiz.
Sırtı yılları yorgunluğu ile eğilmiş biraz, gözlükleri numaranın yüksek olduğunu,görmek ve bakmak için oldukça uzun yıllar yaşamış olduğunu gösteriyor sanki. Siyah önlüğü , elinde süpürgesi ile günlük koşturmaların içinde ama bizim meraklı halimiz, işini bırakıp üst katları bize gezdirmesine mani olmuyor.
Beş yüz yıl önce Musevi cemaatinin buralara yerleştiğini bölgenin Yahudiler için anlamlı olduğunu hatta Haham başının buradan seçildiğini anlatıyor. Her odada yaşanmışlığa , yeni yaptırılmış sandalyeler ve İstanbul manzaraları eşlik ediyor.Üst katta kilise görünüyor fotoğraflarını çekiyoruz, az önce gittiğimiz Kuzguncuk Agios Pandelamion Ayazma'sını  ve kutsal suyu anlatıyoruz. Meraklı gözlerle  : -Öyle mi ,diyor bak karşımızda ama biz yeni duyuyoruz .İlgi ile bizim aceleyle anlattıklarımızı dinliyor.
Merdivenlerden inerken teşekkür ediyoruz en son ben iniyorum söyledikleri kalbimde takılı kalıyor...
-Biz teşekkür ederiz, çünkü anlatmak istediklerimizi dinleyecek,anlayacak kimse bulamıyoruz çoğu kez deyiveriyor.
Acele ile çıkıyoruz Zahir'den tırmanacak yokuşlar,irdelenecek insanlar,dükkanlar var daha diye ama son sözler takılı kalıyor bende...
İnsanlar ; yaşamları küçücük mekanlar içinde bütün gün aynı işleri yapmakla geçen ,akşamı çoğu kez aynı şekilde tamamlayan insanlar...Bir konuşmanın, bir canın, bir nefesin hayatımızdaki yerini kavramama yetiyor bu sözler...
       Mermer bir çeşmeden akan buz gibi sularda ellerimi, yüzümü ve boynumu yıkıyorum bir tür arınma, güne doğal ve temiz olana hazırlanma gibi, nefesim sakin ; dışarıdan gelen doğal ışık ve içeride yanan kristal avizenin ışığı birleşmiş ikonları aydınlatıyor. Çok net değil ışık ama metal çerçevelerin, ikonlardaki yansımaların, kum havuzuna dikilen mumların ışığı günün iyi geçeceği habercileri...
Yüzler gülüyor, sakin ve huzur ile kalbindeki telaş çarpışıyor sanki , su ve ışık dinginleşmene yardım ediyor.Derin bir nefes ile kalın taşlarla yapılmış bu güzel yeri bırakıyorum arkamda, not defterimin yarısı şimdiden doldu ne çok şey var yazacak...
       Karşıda Zahir Cafe ; köşede mor renkli eski bir vosvos araba ve çiçekler hoş geldin diyor...
-Zahir ne demek ?
-Görece değil mi? kimseye göre ?
-Belirgin olan, görünen diyor kafenin kapısındaki  garson...
Görünen, herkese göre, uzaklığın- mesafenin kişinin içinde belirlediği diye düşünüyorum...Herkese göre farklı olanı, farklı bakışı düşünüyorum yokuşu çıkarken.Ezan sesi derinden Cuma gününe hazırlığı anlatıyor ama hayat çok hızlı ses herkesin kulağına geliyor mu ? acaba diye düşünüyorum yoksa sadece dikkatini çeken mi duyuyor sesi ? bilmem zahir...
Az evvel konuştuğumuz garsonun : -beni çocukluğumda bir Ermeni Usta boğulmaktan kurtarmıştı sözleri geliyor,Tanrı' nın tek , dinlerin ayrı olduğunu söylüyor.
Az evvel Ayazma 'da bir olmayı ve  tek Tanrı' nın varlığını konuştuğumuzu anımsıyorum.Dinginlik ve huzur ile karşıma çıkanlarda yakaladığım benzerlikleri belki de aynılıkları demem gerekiyor, fark ediyorum.Cumartesi düğünlerinde hala eski geleneklerin burada kilise çevresinde yaşadığını ve Tanrı' nın birliğine inanan herkesin bu birliktelikleri paylaştığını söylüyor...
      Evler resimlerden çıkmış gibi...Her yerde insanların kendi zevkleri,renkleri,eski yaşanmışlıklar yansıyor, balkonlardan,pencerelerden, taş merdivenlerden, çiçekliklerden, boyalı sandalyelerden yaşananlar ve yaşanacaklar sarkıyor...
    1970' lerde buralarda yaşamış şapkalı Rosito'nun eldivenleri,şapkaları,giyim ve yaşam tarzı insanların üzerine yansımış; Rosito'nun Düşleri ,'' Evvel Zaman İçinde'' dükkanında gelinlikler,elbiseler,ayakkabılar,şapkalar olmuş merdivenlere kadar size gülümsüyor...
Home and Made 'de etkili doğal kokuları da alıyoruz ve artık bünyemiz bu kadar doygunluğa erişmiş olarak ruhlarımız ve bedenlerimiz bu durumdan hoşnut , mekanımıza dönüyoruz.



5 Ekim 2013 Cumartesi

HAYATI KOLAYLAŞTIRMA ÇABALARI :)
Sabah sabah niye geldi bilmem aşağıdaki bu şiir, masa üstüne kaydetmişim .Açtım baktım, biraz uyarılar var, hayata dair yaşayıp fark etmediğimiz ,sonrasında anladığımız ya da bazen anlamaya bile gerek duymadan yine kendi haklılığımızı savunup karşımızdakileri suçlayarak yalnızlığımızı haklı hale getirme halleri...Aslında ben bunu seviyorum arkadaş ondan yalnızım ??? diyerek avunmalar filan...
O kadar yaşanır oldu ki bu haller; herkes emniyetli alanlarında bazen günlerce dışarı çıkmadan yaşamaya çalışıyor.İnsanların teknolojiyi  bu kadar kullanmadan önce zorunlu karşı karşıya olma halleri belki daha fazlaydı ondan mıdır bilinmez şimdilerde mesajlar ile parmak ucunda harfler ,dillerle anlatılacak gözdeki ifadeleri klavyelerin tuşları ile karşısındakine ulaştırmaya çalışıyor...
Hayatın zorluklarına inat ,hayatı kolaylaştırma çabalarına gözlerimizi kapamayalım.
Kah bir yazı ,kah bir şiir, bir kelebeğin kanadındaki renkler, martının simit kavgası,arkadaşının yüzünde gördüğün dalgınlık,birbirine sarılıvermiş iki genç, çevreye bakın ne kadar çok hayatı kolaylaştırma halleri var fark edip nefes alıp, yeniden kafamızı bulunduğumuz yerden çıkarma halleri var.
Yaşama çabası, tek başına müthiş bir kolaylaştırma hali zaten fark edip, kaldığımız yerden çoğalarak yola devam :) Var olan dostları aramak,onlarla bir kahve içmek,eski günleri yad etmek,sevgi ile bir yaşlananına sarılmak,eşinin elini tutmak,hiç bir şey olmasa da evini her gün düzenli tutmak,bir kap yemek yapmak,kalan yemeğini aç hayvanlarla paylaşmak,kuşlara ekmek atmak....ya amma çok şey varmış yaz yaz sonu gelmiyor,yüzüm yazarken gülümsemeye başladı demek yalnız olmamak elimizde; kalkıp bir derin nefes alalım,şiir yanımıza kar kalsın, biz bu gün hangi güzel etkinliği,yaşama çabasını yanımıza aldık ona bakalım,yalnız olmayı tercih eden bir dostunuz varsa bu gün bir de onu arayın bakın ne kadar mutlu olacak :) benden bu kadar yaşama çabasını çok değerli buluyorum ve onun için aldığım her nefesi fark ederek,  hiç bir sorunun üzerinde yığılıp kalacak kadar uzatmadan çoğalmayı seçiyorum :)
YALNIZLIK ÜZERİNE BİR ŞİİR
Farkındalık yaratsın diye, dokunduğumuz şeyleri eksiltmeyelim artıralım diye,sıcaklığı ve sevgiyi umudu paylaşalım ve azalmadan çoğalalım diye,hüzün olmasın ama okuyalım farkedelim diye...

Öyle eksildik ki yaşarken,
Bize dokunan her şeyi eksiltiyoruz.
Yalnızlığımızla çoğalıp, kalabalıklığımızla eksiliyoruz.
Ve öylesine kalabalık ki yalnızlığımız,
Ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz…

Cahit Sıtkı Tarancı

24 Eylül 2013 Salı

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME YOLUNDA ADIMLAR...
Kendini Gerçekleştirmiş İnsan Nasıl Olur?

1- Bu insanlar, yaşamın her yönünü severler, şikâyet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle vakit kaybetmezler.

2- Bağımsızlıklarına çok düşkündürler. Aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen,ilişkilerinde bağımsız olmaya... özen gösterirler.

3- Sevgi anlayışları, sevdiklerine hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir.

4- Onay aramak gereksinimleri yoktur. Övgü ve ödül talep etmezler.

5- Çok açık ve dürüst konuşurlar, çünkü vermek istedikleri mesajları, başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler.

6- Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler.

7- Kendilerini şikâyet etmeden kabullenirler. Fiziksel benliklerini, sahteliklerle gizlemezler.

8- Doğal yaşamı takdir ederler. Başkalarına eğlenceli gelmeyen şeylerden zevk alma yetenekleri vardır. Gün batımını izlemek, ya da kırlarda küçük bir gezinti yapabilmek, doğum yapan bir kediyi izlemek onlar için mükemmel bir şeydir ve şükran duyarlar.

9- Başka insanları çok iyi anlarlar ve asla şaşırıp şok olmazlar.

10- Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar.

11- Hastalık hastası değildirler.

12- Dürüsttürler, asla yalan söylemezler, olayları çarpıtmazlar.

13- İnsanlar hakkında konuşmaz, insanlarla konuşurlar.

14- Titizlik ya da düzenlilik gibi dertleri yoktur, verimli yaşamaya bakarlar. Organizasyon nevrozundan bağımsız oldukları için yaratıcıdırlar.

15- Bu insanların müthiş bir enerjileri vardır. Enerjileri doğaüstü değildir, yalnızca yaşamı ve yaşamdaki aktiviteleri sevmelerinin bir sonucudur.

16- Şiddetli bir merak duygusuna sahiptirler. Hep araştırır, yaşamlarının her anını kavramak isterler. Her insan, her varlık ve her olay, daha çok öğrenmek için bir fırsattır.

17- Başarısız olmaktan korkmazlar, hatta onu sevinçle kabul ederler. Bu insanlar, kendilerine zarar verecek duyguları yok etme ve kendilerine verdikleri değeri artıracak olanları doya doya yaşama yeteneğine sahiptirler.

18- Bu mutlu insanlar,asla kendilerini savunma gereksinimi duymazlar. Basitçe 'her şey yolunda, biz yalnızca farklıyız. Anlaşmak zorunda değiliz' derler. Bir tartışmayı, kazanma ve karşısındakini konumunun yanlışlığına ikna etme gereksinimi duymadan, burada keserler.

19- Değerleri dar değildir. Kendilerini tüm insan ırkının bir parçası olarak görürler. Daha çok düşman öldürmekten sevinç duymazlar.

20- Kahramanları ya da putlaştırdıkları insanları yoktur. Herkesi insan olarak görür ve hiçkimseyi kendilerinden önemli konuma getirmezler.

21- Başkalarının yeteneksizliğ i nedeni ile kazanmak yerine, zaferi kendi çabaları ile elde etmeyi yeğlerler.

22- Komşularının ne yaptığını fark etmezler, çünkü var olmakla meşguldürler.

23- En önemlisi bu insanlar 'KENDİLERİNİ SEVERLER'. Kendilerine acımak, kendilerini reddetmek, kendilerine öfkelenmek için zamanları yoktur. Elbette sorunları vardır, ama sorunların onları duygusal paralizasyona götürmesine izin vermezler. Tökezleyip düştüklerinde, tekrar ayağa kalkar ve sızlanmadan yaşamaya devam ederler.

24- Hatalı alanlardan bağımsız insanlar, mutluluğu kovalamazlar, sadece yaşarlar ve mutluluk onları bulur. Gerçekten nadir bulunan insanlardır, onlar için her gün mükemmeldir...

* Dr. Wayne W. Dye

11 Eylül 2013 Çarşamba

TEŞEKKÜR EDERİM TANRIM
Beni hep sevdiğin için,beni sarıp sarmaladığın için,sevgiyle kuşatıp iyilikle ve merhametle bana iyi olanı gösterdiğin için...
Yalnızlıkla sınayıp gücümü fark etmemi sağladığın için,her düştüğümde elini uzatıp yolumu aydınlatıp ayağa kaldırdığın için....
Sevindiğimde gözyaşlarım ile ruhumu yıkayabildiğimi fark ettiğim için,merhametle her iyi olanı algılamamı sağladığın için,sevgi dolu olanı yanımda tutup olmayanlardan uzak durmamı sağladığın için...
İnanamadıklarımı inanılır yaptığın için,umutlarımı mümkün olabilir kıldığın için,beni yürekten desteklediğini hissettirdiğin için,..
Sahip olduğum dostlarım ve iyi insanlar için ailem ;annem , babam ,kardeşlerim ve kızlarım,eşimle kocaman bir ailenin parçası olabildiğim için...
Telefonun ucunda sesimi duymak için açtığını söyleyen sevdiklerim olduğunu bilmenin gururunu yaşattığın için,sevgili öğrencilerim,güler yüzlü arkadaşlarım için...
Merhametle sarıp sarmaladığım evim ve sağlığım için...
Doğruyu düşünme konusunda beni yüreklendirdiğin için...
SAHİP OLDUKLARIMI FARK EDEBİLMEME yardım ettiğin içinTEŞEKKÜR EDERİM...
                                                                                Funda Akpamuk / İzmir -11.09.2013