KOKUSU BİLE KALMIYOR
Ürkek,iri gözleri var konuşmaya başladığında ne kadar konuşmaya aç olduğunu fark diyorsun.Durmadan anlatıyor Konuşmaya başlamadan önce ise korkar gibi iletişim kurmada.Çekinerek bankonun önüne geliyor acele ile gelmiş,geç kalmış ama bana yardım edin havası var.Bankonun önündeki adam bu yardım ister tavrı geri çevirmiyor.
-Kimliğini bırak sıra numarası vereceğim diyor.
-Hah ben de bu arada tahlillerimi alır gelirim sağolun diyor telaşla kimliğini bırakıp çekiliyor.
Hastahanedeyiz.Herkes ayakta,kalabalık var gelen giden bankonun önü soran,bekleyenlerle dolu.Bankonun gerisindeki adam durumdan memnun herkes ona birşeyler söylüyor o da laf yetiştiriyor,işe yaradığı konusunda çok emin ama olmasa daha düzenli olacakmış gibi sanki herşey.Bilgisayara tuşlara tek tek basarakkayıt yapıyor ama sanki görsen Microsoftta uzman edası var üzerinde.Az sonra doktorun odasına çay getirdiğinde hizmetkar havasına bürünüyor.
Esmer,ürkek iri gözlü kadın az sonra tahlilleri almış geliyor.Kayıt numarası benden sonra ikimiz birde şişman bir kadın oturup sıramızın gelmesini beklemeye başlıyoruz.O zaman konuşmaya nasıl istekli olduğunu anlıyorsun.Önce çantasını kaptırmış,hırsızlık hikayeleri ile başlıyor ardından yalnızlığından.Ailesi ile yaşarken mutluluğunu anlatıyor.Gözlerinde güzel günlerdi o günler,özlüyorum ifadesi var.Önce babasını ardından annesini yitirdiğini anlatıyor.92 yaşında annesinin dinç bir insan olduğunu sağlığına nasıl dikkat ettiğini örnekler ile anlatıyor.
-Yalnız değilsindir,kardeşlerin yok mu ? diyorum.
-Var ama gelmezler ben de gitmem,işleri düşerse arıyorlar ben de görüşmüyorum,kimseye muhtaç değilim ,diyor.
-Sen ara belki çoluk çocuk derken farkına varamıyorlardır.Sen daha müsaitsindir,birleştirici ol ara diyorum.
-Evde yaşlı bir köpeğim var,kör artık o bana yetiyor diyor.Dışarı bile çıkmıyoruz ben korkuyorum onu da çıkarmıyorum diyor.Sokak ta da kedilerim yeter di mi diye yanında oturan şişman kadından teyid alıyor.
-Kapının önünden biraz yürür geliriz,korkarım ben çok dışarılara çıkamıyorum,panik atak ta var diyor.
Annesininölmeden önce çok mutlu olduklarını birbirlerine çok destek olduklarını anlatıyor.-Hiç ayrılmadık tam elli iki senedir.Sabırla baktım anneme o da beni hiç bırakmadı diyor.Sesi kırık,biraz üzgün ve neden beni bırakıp gitti serzenişi var.
İri gözlerindeki hüzün iyice belirginleşiyor.
-Biliyor musunuz evi hiç ellemedim,her şeyi aynen eski halini muhafaza ediyorum ama hiçbir şey aynı kalamıyor diyor.En çok da neye üzülüyorum biliyor musunuz?diyor.Meraklı gözlerle dinliyorum.
-Kokusu kalmıyor annemin, yıkamadım bazı şeylerini,çarşaflarını,eşyalarını ama yine de kokusu kalmadı eşyaların üzerinde diyor.Gözlerine yaşlar doluyor.
İçim bir tuhaf oluyor,koku düşünüyorum geride giderken bıraktığın bir tek koku diğerleri hep anılar,beynimizde,soyut sadece ondan hatıra olan kokular!Geride iz olan sadece gidenin kokusu…
Gözlerinde hüzünü, azıcık biriken birkaç damla göz yaşını görüyorsun.Çok üzgün belki de gerçek üzüntünün ta kendisi yavaşça gözyaşlarını siliyor görünmeden çabucacık,ileriye bakar gibi yapıyor.
-Yapacak bir şey yok hepimiz bir şekilde oraya ulaşacağız diyorum.Az değil doksan iki sene iyi bakmışsınız ne mutlu annenize diyorum.
-Biliyorum diyor yaşlı köpeğimde beni yalnız bırakacak…
Sıra geliyor önce ben ardımdan o ve diğer şişman kadın muayenehaneye giriyor.Çıktığımda telaşla onun diğer odaya girişini izliyorum.Dönüyorum aklımda muhafaza edilmeye çalışılan ama artık kalmayan annenin kokusu var…
FundaAKPAMUK/ 24.12.2012/İSTANBUL
26 Aralık 2012 Çarşamba
24 Aralık 2012 Pazartesi
KİŞİSELGELİŞİM BÖLÜMÜNE-SİZDEN BİRİ/// KİTABIM YOLA CIKTI-DESTEKLERİNİZİ BEKLİYORUM::))
SİZDEN BİRİ/// KİTABIM YOLA CIKTI-DESTEKLERİNİZİ BEKLİYORUM::))
Sıcak bir Temmuz akşam üzeri ,gün batımı,gözlerim kapalı,dalgaların sesini duyuyorum sadece,biraz da insan sesleri denize giren, birazdan gün batacak rüzgar nefesimle birlikte burnumdan içeriye giriyor nefes al nefes al dercesine ,ben buradayım nefes al,ılık ve durmadan esiyor,hiç rahatsız etmeden saçlarımı yalayıp geçiyor,tüm bedenimde hissediyorum,derin derin nefes alıyorum.
Gözlerim kapalı güneş ışığı gözkapaklarımın ardından renklerle oyun oynuyor benimle, sarı,mor pembe ışık ,ışık, durmadan değişerek meşgul ediyor beni,hiç gözümü açmadan bir renkten diğerine değişimi izliyorum,bazen ellerimi güneşe paravan ediyorum renkler maviye,mora dönüşüyor,bazen çekiyorum parlak sarılar sarıyor beni…
Yazmayı düşündüğüm yeni yazıları kafamda toparlamaya çalışıyorum, ne yaparım, nasıl yazıları kitap haline getirebilirim, ulaşmak istediğim kişiler teker teker geçiyorlar düşün dünyamdan ya devamı diyorum, bu yazdıklarımın bir amacı var sizlerle paylaşacağım bir amacı ,o apayrı bir yolun başı…Ya devamı nasıl gelecek, neler yazılacak,neler anlatılacak bu satırlarda?
Kendimiz, değişen farkındalığımız, değişen biz, hayata bakışımız, düşüncelerimiz, yolun neresindeyiz? bulunduğumuz yer ve düşünce tarzı ne?
Kendimizi iyileştirmek, aslında dünyayı iyileştirmektir ; tıpkı dünyanın iyileşmesinin, kendimizin iyileşmesi olduğu gibi… Kendi özümüzle bir bütün olduğumuzda dünyanın ebediyen iyileşmesi nasıl gerçekleşirse öyle… Bu yol ve bu yoldaki insanlara iyi geleceğine inandığım düşünceler paylaşacağım sizlerle. Sakin ve durup düşünen biri olduğumuzda kendimizde farkına vardığımız değişiklikler, küçük denemeler şeklinde her sayfada başka bir farkındalık, sizinle paylaşacaklarım; umarım hepimize iyi gelecek bu paylaşım…
Böyle akıp gitmeye başlıyor kelimeler parmaklarımdan klavyenin tuşlarına yazıyorum,yazıyorum..
Sıcak bir Temmuz akşam üzeri ,gün batımı,gözlerim kapalı,dalgaların sesini duyuyorum sadece,biraz da insan sesleri denize giren, birazdan gün batacak rüzgar nefesimle birlikte burnumdan içeriye giriyor nefes al nefes al dercesine ,ben buradayım nefes al,ılık ve durmadan esiyor,hiç rahatsız etmeden saçlarımı yalayıp geçiyor,tüm bedenimde hissediyorum,derin derin nefes alıyorum.
Gözlerim kapalı güneş ışığı gözkapaklarımın ardından renklerle oyun oynuyor benimle, sarı,mor pembe ışık ,ışık, durmadan değişerek meşgul ediyor beni,hiç gözümü açmadan bir renkten diğerine değişimi izliyorum,bazen ellerimi güneşe paravan ediyorum renkler maviye,mora dönüşüyor,bazen çekiyorum parlak sarılar sarıyor beni…
Yazmayı düşündüğüm yeni yazıları kafamda toparlamaya çalışıyorum, ne yaparım, nasıl yazıları kitap haline getirebilirim, ulaşmak istediğim kişiler teker teker geçiyorlar düşün dünyamdan ya devamı diyorum, bu yazdıklarımın bir amacı var sizlerle paylaşacağım bir amacı ,o apayrı bir yolun başı…Ya devamı nasıl gelecek, neler yazılacak,neler anlatılacak bu satırlarda?
Kendimiz, değişen farkındalığımız, değişen biz, hayata bakışımız, düşüncelerimiz, yolun neresindeyiz? bulunduğumuz yer ve düşünce tarzı ne?
Kendimizi iyileştirmek, aslında dünyayı iyileştirmektir ; tıpkı dünyanın iyileşmesinin, kendimizin iyileşmesi olduğu gibi… Kendi özümüzle bir bütün olduğumuzda dünyanın ebediyen iyileşmesi nasıl gerçekleşirse öyle… Bu yol ve bu yoldaki insanlara iyi geleceğine inandığım düşünceler paylaşacağım sizlerle. Sakin ve durup düşünen biri olduğumuzda kendimizde farkına vardığımız değişiklikler, küçük denemeler şeklinde her sayfada başka bir farkındalık, sizinle paylaşacaklarım; umarım hepimize iyi gelecek bu paylaşım…
Böyle akıp gitmeye başlıyor kelimeler parmaklarımdan klavyenin tuşlarına yazıyorum,yazıyorum..
7 Eylül 2012 Cuma
YAŞADIKLARIMI
BİRİKTİRMEK
Yalın, eski,sadece hayatta kalman için her şey var
içinde,aydınlık,güneş giriyor her penceresinden,her odasında yaşanmışlıklar var
kimi bir kül tablasına,kimi bir yatak örtüsüne,kimi bir şarap kadehine
saklanmış ama hepsi gülümsüyor bana ilk günkü canlılıkları ile …Karşısı masmavi
bir deniz,üst kat güneş ile deniz, geceleri ay ile arkadaşlık ediyor ve hep
gülümsüyor…Orta kat yatak odaları,güneş içinde çarşaflar,pikeler yaşadıklarım
hep bizi sarıyor…Giriş katı yaşam alanı,bahçe ile arkadaşlık ediyor…Temelinde
babaanenin ‘’100 metrekare bir yerin olsun ,iki oda bir evin ,bahçesinde iki
zeytin ağacı ama senin’’sözü var yani denenip edinilmiş bir yaşanmışlık …
Gerçekten küçük ama senin olan bir yer, kalmak için
yer aramadığın, temiz bakabildiğin kadar alımlı ama gösterişli değil,bahçesinde
iki zeytin ağacı var babaanneden yadigar bir de ön bahçede sulanmasa bile
ayakta kalan iki sarı uçlu altuni mazı bunlar da annem ile babamdan,diktiğimiz
birçok gösterişli meyve ağacı tutunamazken bunlar her koşula inat bizlerle…
Yaşadıklarımı biriktirmek; bu sözleri okuduğumda
düşündürdü beni, fark etmemi sağladı sahip olduklarımdan birini…Neden,
bakamazsak ta geldiğimizde onu ayakta tutmak için hep en baştan
başladığımızı,silip süpürüp,sabırla tamiratından vaz geçemediğimizi fark ettim…Çünkü
bu ev yaşanışlıklarımızı biriktirdiğimiz bir yaşam alanımız bizim,güvenli ve
korunaklı limanımız…Her geldiğimizde baştan başladığımız,yaşarken yaşadığımız
birikenlerin de bize eşlik ettiği şahane bir liman…Yalnız olsak da hep
yaşadıklarımızın bizi ayakta tuttuğu,hatırlattığı güvenli bir liman…
Ondan belki de herkesin sat dediği bu yere her
seferinde daha bir bağlanmamız , sevgiyle onu fark ettim bugün yaşadıklarımızı
biriktirdiğimiz bu alanı yeniden keşfettim bu güzel sözlerle…
Kimbilir sizin de yaşadıklarınızı biriktirdiğiniz ne
korunaklı limanlarınız var hadi bu gün bunu düşünelim ve onları değerli kılmak
için neler yaptığımızı, ben bugün bu yazıyı yazdım yaşadıklarımı değerli kılmak
üzere,herkesin yöntemi farklı ya siz??
7 Ağustos 2012 Salı
ANLAŞILMAK
ANLAŞILMAK
Karşındakinin seni anlaması, anlattığını aynen senin düşündüğün gibi ya da senin düşündüğüne yakın anlaması halidir. Anlaşılmak; başkasının senin gibi düşünüp, öyle davranması değildir. O; kişiye hükmetmeye giden tacizkar bir yol olur. Anlaşılmak , sadece konuştuğunu, tam da anlatmayı istediğin gibi karşındakinin anlama halidir…
İyi niyetle ve genellikle çözüm ürettiğiniz bir konuda yardım etmek fikri ile gün içinde, birçok kişiye bir şeyler hakkında, bir şeyler anlatmak durumunda kalıyoruz. Anlatırken kendi eğitim durumumuz, konuşmamız, seçtiğimiz kelimeler, ruh halimiz, olaylara bakış açımız, kişi ile olan duygusal bağımız gibi bir çok faktör işin içine giriyor. Bu etkiler, anlatmak istediğiniz konuları anlaşılır, ya da tam tersi işin içinden çıkılmaz hale getiriyor. Onun için egoyu işin içine katmadan, kendini kanıtlamak istercesine didinmeden, yavaş, makul ve iyiyi oluşturan olmalı konuşma hali…
Kur’an’da yer alan “Öğüt fayda verirse öğüt ver” sözünü durup düşündüğünüzde, durumun bu kadar yalın anlatılamayacağı hissi yakalıyıveriyor sizi...
Karşındaki almaya hazır mı? Senden yardım istiyor mu? Gerçekten sana, konuşmana ve fikirlerine ihtiyacı var mı?
Yoksa konuşmak isteyen sen misin? Durumu tam anlamadan konuşmamak gerektiğini , zaman içinde anlıyor insan. İhtiyacı olan sana geliyor zaten, senin mutlaka fikrini belirtmek gibi bir kaygın olmamalı... Bunu da öğreniyorsun geçen yıllar içinde...
Tamamen iyi niyetle ve yardıma ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz , kendi kendini üzen bir arkadaşımıza, bir arkadaş toplantısında benim gibi düşünen birkaç arkadaşımla birlikte, hayatımızı kolaylaştırdığına inandığımız önerilerimizi anlatıyoruz. O kadar üzgün bir tavır içinde ki; sürekli iç dünyası ile sorunları arasında kalmış ve hep sorunundan bahsediyor. Acı ile geçmişini, geçmişte ona yapıldığını düşündüğü davranışları anlatıyor. Adeta kendi bedenine eziyet eder gibi… Onunla aynı düşüncede olanlar, onu destekleyip paylaşarak, acısını hafifleteceğini düşünüyorlar. Aslında böylece biraz da, acının sürekliliğine hizmet ediyorlar.
Onun düşüncelerini değiştirme zamanının geldiğini, sürekli aynı yerde takılıp kalarak acılarını artırdığını, bunun yerine affederek, bu sorunu büyütmemesinin sağlığı için iyi olacağını söyleyenler ise çoğunlukta... Hepimiz yıllar içinde bir çok harekete, söze maruz kaldık aslında... En az onun yaşadıkları kadar başından üzücü olaylar geçen bir arkadaşım, kendisini örnek vererek olaya başka bir yönden de bakmasını sağlamaya çalışıyor. Ortada sağlık açısından önemli bir geçiş durumu var, hislerim böyle söylüyor. Ya iyi olmayı isteyecek ve sorununu çözme yolunda mesafe kat edeceksin ya da aynı yerde kalarak kendini yiyip bitireceksin. Hangisi daha doğru? Onun doğruyu görebilmesi adına, biz ulaştığımız iyileştirici çözüm yollarını onunla paylaşıyoruz . Tabi ki herkesin sorunu, sorunu oluşturan olaylar, kişiler, içinde olduğu durumlar birbirinden farklı. Konuşanlar ve dinleyen bunun farkında… Ama arkadaşımızın derdine deva bulmaya çalışanların, benzer sorunları çözme yolları aynı…
Karşındaki almaya hazır ise çözüm üretmek daha kolay aslında, aklı selim ile sana ne gerekiyorsa görüyor ve kendindeki değişimi yavaş yavaş başlatıyorsun. Sorun olan bir çok şeyin aslında gereksiz dert edinip, kendimizin de oluşmasına katkıda bulunduğumuz şeyler olduğunu yıllar içinde keşfediyorsun. Bakış açısını değiştirdiğinde sorun denilen şeylerin yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığını görmek, doğru yolda ilerlediğini söylüyor insana. Bu da bir farkındalık hali oluyor, aksi halde fark etmeden sızlanmalara devam ediyorsun…
İşte bu noktada keşfettiğimi paylaşmaya geldi sıra... Peki sen duygularını, öğretilerini anlatırken karşındaki bunun ne kadarını senin düşündüğün gibi anladı? Ya da anladı mı? Anlaşılabildin mi? Bu noktada kötü söz söylemeden, hep iyiye yöneltmeye çalışarak ve iyileşme sağlamasını amaçladığını düşünerek düşüncelerimizi paylaşmamız çok önemli…
Bunu yaptık biz o gece... Tamamen arkadaşımızın duyduğu acıyı, yüreğini daraltan sıkıntıları, yüreğimizde hissederek, biz nasıl o köprülerden geçmişsek, o da geçebilsin diye yol göstermek içindi çabamız... Biraz yolu aydınlatabilmek, dost eli ile “Haydi bunu sen de çözebilirsin, onu değiştiremiyoruz, onu olduğu gibi kabul ederek yola devam edebilirsin” diyerek hayatı kolaylaştırma çabalarıydı.
Değişim içimizde, istersek hemen yanı başımızda. Söylenenler belki de duymamız gerekenlerdi. Ortada arkadaşımızı üzen sıkıntılar vardı ve duyduğumuz sözler bizde değişimi düşündürecek işaretlerdi. Karşındaki, isterse egolara kapılmadan önerileri alır, denemeye değer bulur, hayatını nasıl etkileyeceğini düşünür ya da benim dediğim daha doğru deyip kendi yoluna devam eder. Hangisi iyi geliyorsa…
Herkes söylenmesi gerekeni söylemeye çalıştı o gece; yol hepimizin ve bir çok çözüm var yaşadığımız, geliştirdiğimiz... Bir gün karşımızdakinin de çözümü bize iyi gelebilir, bir yaramıza merhem olur, yeter ki iletişime açık olalım, anlatılmak isteneni doğru alarak yaklaşalım. İşin içine, öz, saf ve temiz duygularımızı ve iyiyi katıp, bunları bastırmaya çalışan ego ile olaylara yaklaşmayalım. Bugünkü farkındalığım bu, anlaşılabildiğimi umut ediyorum.
İyi niyetle ve genellikle çözüm ürettiğiniz bir konuda yardım etmek fikri ile gün içinde, birçok kişiye bir şeyler hakkında, bir şeyler anlatmak durumunda kalıyoruz. Anlatırken kendi eğitim durumumuz, konuşmamız, seçtiğimiz kelimeler, ruh halimiz, olaylara bakış açımız, kişi ile olan duygusal bağımız gibi bir çok faktör işin içine giriyor. Bu etkiler, anlatmak istediğiniz konuları anlaşılır, ya da tam tersi işin içinden çıkılmaz hale getiriyor. Onun için egoyu işin içine katmadan, kendini kanıtlamak istercesine didinmeden, yavaş, makul ve iyiyi oluşturan olmalı konuşma hali…
Kur’an’da yer alan “Öğüt fayda verirse öğüt ver” sözünü durup düşündüğünüzde, durumun bu kadar yalın anlatılamayacağı hissi yakalıyıveriyor sizi...
Karşındaki almaya hazır mı? Senden yardım istiyor mu? Gerçekten sana, konuşmana ve fikirlerine ihtiyacı var mı?
Yoksa konuşmak isteyen sen misin? Durumu tam anlamadan konuşmamak gerektiğini , zaman içinde anlıyor insan. İhtiyacı olan sana geliyor zaten, senin mutlaka fikrini belirtmek gibi bir kaygın olmamalı... Bunu da öğreniyorsun geçen yıllar içinde...
Tamamen iyi niyetle ve yardıma ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz , kendi kendini üzen bir arkadaşımıza, bir arkadaş toplantısında benim gibi düşünen birkaç arkadaşımla birlikte, hayatımızı kolaylaştırdığına inandığımız önerilerimizi anlatıyoruz. O kadar üzgün bir tavır içinde ki; sürekli iç dünyası ile sorunları arasında kalmış ve hep sorunundan bahsediyor. Acı ile geçmişini, geçmişte ona yapıldığını düşündüğü davranışları anlatıyor. Adeta kendi bedenine eziyet eder gibi… Onunla aynı düşüncede olanlar, onu destekleyip paylaşarak, acısını hafifleteceğini düşünüyorlar. Aslında böylece biraz da, acının sürekliliğine hizmet ediyorlar.
Onun düşüncelerini değiştirme zamanının geldiğini, sürekli aynı yerde takılıp kalarak acılarını artırdığını, bunun yerine affederek, bu sorunu büyütmemesinin sağlığı için iyi olacağını söyleyenler ise çoğunlukta... Hepimiz yıllar içinde bir çok harekete, söze maruz kaldık aslında... En az onun yaşadıkları kadar başından üzücü olaylar geçen bir arkadaşım, kendisini örnek vererek olaya başka bir yönden de bakmasını sağlamaya çalışıyor. Ortada sağlık açısından önemli bir geçiş durumu var, hislerim böyle söylüyor. Ya iyi olmayı isteyecek ve sorununu çözme yolunda mesafe kat edeceksin ya da aynı yerde kalarak kendini yiyip bitireceksin. Hangisi daha doğru? Onun doğruyu görebilmesi adına, biz ulaştığımız iyileştirici çözüm yollarını onunla paylaşıyoruz . Tabi ki herkesin sorunu, sorunu oluşturan olaylar, kişiler, içinde olduğu durumlar birbirinden farklı. Konuşanlar ve dinleyen bunun farkında… Ama arkadaşımızın derdine deva bulmaya çalışanların, benzer sorunları çözme yolları aynı…
Karşındaki almaya hazır ise çözüm üretmek daha kolay aslında, aklı selim ile sana ne gerekiyorsa görüyor ve kendindeki değişimi yavaş yavaş başlatıyorsun. Sorun olan bir çok şeyin aslında gereksiz dert edinip, kendimizin de oluşmasına katkıda bulunduğumuz şeyler olduğunu yıllar içinde keşfediyorsun. Bakış açısını değiştirdiğinde sorun denilen şeylerin yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığını görmek, doğru yolda ilerlediğini söylüyor insana. Bu da bir farkındalık hali oluyor, aksi halde fark etmeden sızlanmalara devam ediyorsun…
İşte bu noktada keşfettiğimi paylaşmaya geldi sıra... Peki sen duygularını, öğretilerini anlatırken karşındaki bunun ne kadarını senin düşündüğün gibi anladı? Ya da anladı mı? Anlaşılabildin mi? Bu noktada kötü söz söylemeden, hep iyiye yöneltmeye çalışarak ve iyileşme sağlamasını amaçladığını düşünerek düşüncelerimizi paylaşmamız çok önemli…
Bunu yaptık biz o gece... Tamamen arkadaşımızın duyduğu acıyı, yüreğini daraltan sıkıntıları, yüreğimizde hissederek, biz nasıl o köprülerden geçmişsek, o da geçebilsin diye yol göstermek içindi çabamız... Biraz yolu aydınlatabilmek, dost eli ile “Haydi bunu sen de çözebilirsin, onu değiştiremiyoruz, onu olduğu gibi kabul ederek yola devam edebilirsin” diyerek hayatı kolaylaştırma çabalarıydı.
Değişim içimizde, istersek hemen yanı başımızda. Söylenenler belki de duymamız gerekenlerdi. Ortada arkadaşımızı üzen sıkıntılar vardı ve duyduğumuz sözler bizde değişimi düşündürecek işaretlerdi. Karşındaki, isterse egolara kapılmadan önerileri alır, denemeye değer bulur, hayatını nasıl etkileyeceğini düşünür ya da benim dediğim daha doğru deyip kendi yoluna devam eder. Hangisi iyi geliyorsa…
Herkes söylenmesi gerekeni söylemeye çalıştı o gece; yol hepimizin ve bir çok çözüm var yaşadığımız, geliştirdiğimiz... Bir gün karşımızdakinin de çözümü bize iyi gelebilir, bir yaramıza merhem olur, yeter ki iletişime açık olalım, anlatılmak isteneni doğru alarak yaklaşalım. İşin içine, öz, saf ve temiz duygularımızı ve iyiyi katıp, bunları bastırmaya çalışan ego ile olaylara yaklaşmayalım. Bugünkü farkındalığım bu, anlaşılabildiğimi umut ediyorum.
24 Şubat 2012 Cuma
BİR EL OLABİLMEK
BİR EL OLABİLMEK
Çok sevdiğim ve güvendiğim bir dostum var.Ne akrabam,ne arkadaşım,ne yaşıtım ama ne zaman telefon açsam bana yardım eli uzatan bir dost…Yıllar önce Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yaparken yollarımızın karşılaştığı benden yaşça büyük hocam diye hitap ettiğim bir dost…Saygı ile ama hiç çekinmeden her telefon açtığımda sesinden bana yardım edeceği güvenini aldığım bir dost…Her daim yapabileceği bir şey olduğunda eğip bükmeden yapabileceğini söyleyen ve yapan bir dost…Yapamayacağı bir konu ise yol gösteren ve sen yapamadığında senin yükünü üzerinden sen gönder ben bir konuşayım diyen bir dost…Gözlüklerinin arkasından sevgi ve güvenle bakan bir dost…Elinizi uzattığınızda elini çekmeyen güvenle sıkan bir dost…
Lokman hocam sizden bahsediyorum, adınız gibi göreviniz dahilinde her derde deva yardımı esirgemeyen , uzattığınız eli tutan, yardım eden, yapabileceğini yapan bir insansınız siz…Kilometrelerce öteden aradım geçende sizi, kardeşimin oğlu için dershane ile ilgili destek ve yardım istedim sizden,yıllar geçmesine rağmen beni hatırladınız,ilk yıllarda ki kadar sıcak ve ilgili ses tonunuz ile yavaş ve sakin beni dinlediniz ve yapılması gerekeni yine her zaman ki gibi beni hiç şaşırtmadan yaptınız.İstikrar ile yardım elinizi yine uzattınız.Teşekkür etmek istedim size iyilik akıtan bir el olabilme gücünü bana gösterdiğiniz için… Bir elin gücünü görme, yardım etme ve destek olma , iyilik yapma,istenen iyiliği yürekten görebilme ve cevap verebilme gücünü bana gösterdiğiniz için…Bana bir elin ne anlama geldiğini gösterip, örnek olduğunuz için hem de bunu yaparken hiçbir fazladan tavır takınmayıp yapılan iyiliği abartmadan yaptığınız için…
Bir el ; bir çok anlam taşıyor aslında, veren ,alan,ileten,yönlendiren,seven ya da iten,döven,istemeyen…Siz ve düşünüşünüz ne ise onu yansıtıyor adeta.Ya şifa oluyor insanlara ya da istenmeyen…Bir elin önemini bir dost ile birleştirdim düşüncelerimde çünkü bu dost insanda ben hep veren el olmayı gördüm ve insanların gözünde veren el olmanın anlamını…Onun için böyle insanlar örnek ve yardımcı olduğu için gerekli, insanların mücadele dünyalarına iyi örnek ve ulaşılması gereken iyilik hedefini gösterdikleri için…Yolumu bu konuda çizme de bir farkındalık daha keşfettim böylece ,yolunu böyle çizip başaranları görmek,onların varlığını ve önemini hissetmek cesaretini artırıyor insanın,ne diyeyim yolumuz açık ola…
Çok sevdiğim ve güvendiğim bir dostum var.Ne akrabam,ne arkadaşım,ne yaşıtım ama ne zaman telefon açsam bana yardım eli uzatan bir dost…Yıllar önce Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yaparken yollarımızın karşılaştığı benden yaşça büyük hocam diye hitap ettiğim bir dost…Saygı ile ama hiç çekinmeden her telefon açtığımda sesinden bana yardım edeceği güvenini aldığım bir dost…Her daim yapabileceği bir şey olduğunda eğip bükmeden yapabileceğini söyleyen ve yapan bir dost…Yapamayacağı bir konu ise yol gösteren ve sen yapamadığında senin yükünü üzerinden sen gönder ben bir konuşayım diyen bir dost…Gözlüklerinin arkasından sevgi ve güvenle bakan bir dost…Elinizi uzattığınızda elini çekmeyen güvenle sıkan bir dost…
Lokman hocam sizden bahsediyorum, adınız gibi göreviniz dahilinde her derde deva yardımı esirgemeyen , uzattığınız eli tutan, yardım eden, yapabileceğini yapan bir insansınız siz…Kilometrelerce öteden aradım geçende sizi, kardeşimin oğlu için dershane ile ilgili destek ve yardım istedim sizden,yıllar geçmesine rağmen beni hatırladınız,ilk yıllarda ki kadar sıcak ve ilgili ses tonunuz ile yavaş ve sakin beni dinlediniz ve yapılması gerekeni yine her zaman ki gibi beni hiç şaşırtmadan yaptınız.İstikrar ile yardım elinizi yine uzattınız.Teşekkür etmek istedim size iyilik akıtan bir el olabilme gücünü bana gösterdiğiniz için… Bir elin gücünü görme, yardım etme ve destek olma , iyilik yapma,istenen iyiliği yürekten görebilme ve cevap verebilme gücünü bana gösterdiğiniz için…Bana bir elin ne anlama geldiğini gösterip, örnek olduğunuz için hem de bunu yaparken hiçbir fazladan tavır takınmayıp yapılan iyiliği abartmadan yaptığınız için…
Bir el ; bir çok anlam taşıyor aslında, veren ,alan,ileten,yönlendiren,seven ya da iten,döven,istemeyen…Siz ve düşünüşünüz ne ise onu yansıtıyor adeta.Ya şifa oluyor insanlara ya da istenmeyen…Bir elin önemini bir dost ile birleştirdim düşüncelerimde çünkü bu dost insanda ben hep veren el olmayı gördüm ve insanların gözünde veren el olmanın anlamını…Onun için böyle insanlar örnek ve yardımcı olduğu için gerekli, insanların mücadele dünyalarına iyi örnek ve ulaşılması gereken iyilik hedefini gösterdikleri için…Yolumu bu konuda çizme de bir farkındalık daha keşfettim böylece ,yolunu böyle çizip başaranları görmek,onların varlığını ve önemini hissetmek cesaretini artırıyor insanın,ne diyeyim yolumuz açık ola…
GÖNÜLDEN VEREBİLMEK
Sabah saatleri sakin ve sessiz hazırlanıyor ve keyifle dersi tamamlıyoruz. Dersin başında yanına oturduğum arkadaşımla toparlanırken sohbet etmeye başlıyoruz. Sakin ve dinginiz, yüzlerimiz yoganın etkisi ile biraz yorgun bakıyor ama sohbetimiz arasında birkaç kelime dikkatimi çekiyor.
İyilik yaptığımda çok karşılığını bulamadım ben diyor arkadaşım…Şaşırıyorum , ağzımdan ama sen karşılık mı bekledin? sözleri dökülüyor. O da fark ediyor ben söyleyince; sadece dilime geleni hemen söylediğimi fark ediyorum ama beynimden ve yüreğimden geçendi tutamıyorum.Yok, yani tabi öyle değil ama çok kazıklar yedim arkadaşım ,iyilik yapıp karşılığını bulamadım ondan dedim diyor biraz mahçup mu oluyor ne, bir tedirginlik hissediyorum sanırım ben söyleyince fark ediyor…
Eğer yapılan bir karşılık bekliyorsa o iyilik değil alışveriş oluyor.Adı üzerinde alışveriş,alma ve karşılığında alma hali..Oysa iyilik içinden gelerek sonrasında ne alır,ne veririm hesabı yapılmadan olabilmeli,ne kazanırım diye düşündün mü işin maddi kısmı söz konusu oluyor.Yapılan iyilik elle tutulur gözle görülür bir somut hale dönüşüveriyor.Somut kavramının içine hesap kitap işleri,alma verme hali,aldığın ile verdiğinin birbirine denk olması hali gibi bir çok durum giriveriyor.İşte o zaman da alan el ile veren el durumu çıkıyor.Oysa biliyoruz ki veren el alan elden kat kat üstün…Ne düşünürsen,ne verirsen olduğu gibi geri geliyor.
İyiyi düşünmek onun için iyi olanın kârı. Bu arada iyilik yapma hali ; yürekten,hiçbir koşula,itelemeye ve kısıtlamaya gerek kalmaksızın yüreğinden gelerek yapılan bir davranış…Bunun için kimse seni zorlamadan elin gidiyorsa cebine ,önünde duran yemeğe veya elindeki kağıda,malzemeye her ne var ise ona,istenen veya gözle istendiğini hissettiğin her ne ise ihtiyaç olunana, gönülden ve hiçbir eksilme hissi duymadan gidiyorsa ve sen bunu yapabiliyorsan işte o iyilik…
Ondan diyor dilim sen karşılık mı bekledin? diye..Beklenerek yapılan iyilik olmadığından belki geriye dönmediğinde kişi hesap kitap işine giriyor karşılığını bulamadığım dediği ,yaptığı alışveriş hali..
İyiliği hissettiğinde zaten ona dönecek mi dönmeyecek mi diye bir hesabı yok ki yapanın sadece ihtiyacı olana,yardım isteyene ulaşma hali onu mutlu eden …Zaten o yaptığı anda güler yüzle,gönülden bir teşekkür ile o ruh rahatlamasına ve manevi hazza erişiyor,sonrası mı?..Belki vakti geldiğinde,ihtiyacı olduğunda kim bilir karşısına çıkacak bir iyilik meleği onu da bulacaktır.Ondan diyorum iyiliği,iyilik olduğunu düşündüğün hiçbir şeyi bekletme,hesap etme,ihtiyaç olduğunu düşündüğün anda ve zamanda ulaştır yerine kimbilir belki bir gün senin de ihtiyacın olur???
İyilik yaptığımda çok karşılığını bulamadım ben diyor arkadaşım…Şaşırıyorum , ağzımdan ama sen karşılık mı bekledin? sözleri dökülüyor. O da fark ediyor ben söyleyince; sadece dilime geleni hemen söylediğimi fark ediyorum ama beynimden ve yüreğimden geçendi tutamıyorum.Yok, yani tabi öyle değil ama çok kazıklar yedim arkadaşım ,iyilik yapıp karşılığını bulamadım ondan dedim diyor biraz mahçup mu oluyor ne, bir tedirginlik hissediyorum sanırım ben söyleyince fark ediyor…
Eğer yapılan bir karşılık bekliyorsa o iyilik değil alışveriş oluyor.Adı üzerinde alışveriş,alma ve karşılığında alma hali..Oysa iyilik içinden gelerek sonrasında ne alır,ne veririm hesabı yapılmadan olabilmeli,ne kazanırım diye düşündün mü işin maddi kısmı söz konusu oluyor.Yapılan iyilik elle tutulur gözle görülür bir somut hale dönüşüveriyor.Somut kavramının içine hesap kitap işleri,alma verme hali,aldığın ile verdiğinin birbirine denk olması hali gibi bir çok durum giriveriyor.İşte o zaman da alan el ile veren el durumu çıkıyor.Oysa biliyoruz ki veren el alan elden kat kat üstün…Ne düşünürsen,ne verirsen olduğu gibi geri geliyor.
İyiyi düşünmek onun için iyi olanın kârı. Bu arada iyilik yapma hali ; yürekten,hiçbir koşula,itelemeye ve kısıtlamaya gerek kalmaksızın yüreğinden gelerek yapılan bir davranış…Bunun için kimse seni zorlamadan elin gidiyorsa cebine ,önünde duran yemeğe veya elindeki kağıda,malzemeye her ne var ise ona,istenen veya gözle istendiğini hissettiğin her ne ise ihtiyaç olunana, gönülden ve hiçbir eksilme hissi duymadan gidiyorsa ve sen bunu yapabiliyorsan işte o iyilik…
Ondan diyor dilim sen karşılık mı bekledin? diye..Beklenerek yapılan iyilik olmadığından belki geriye dönmediğinde kişi hesap kitap işine giriyor karşılığını bulamadığım dediği ,yaptığı alışveriş hali..
İyiliği hissettiğinde zaten ona dönecek mi dönmeyecek mi diye bir hesabı yok ki yapanın sadece ihtiyacı olana,yardım isteyene ulaşma hali onu mutlu eden …Zaten o yaptığı anda güler yüzle,gönülden bir teşekkür ile o ruh rahatlamasına ve manevi hazza erişiyor,sonrası mı?..Belki vakti geldiğinde,ihtiyacı olduğunda kim bilir karşısına çıkacak bir iyilik meleği onu da bulacaktır.Ondan diyorum iyiliği,iyilik olduğunu düşündüğün hiçbir şeyi bekletme,hesap etme,ihtiyaç olduğunu düşündüğün anda ve zamanda ulaştır yerine kimbilir belki bir gün senin de ihtiyacın olur???
18 Şubat 2012 Cumartesi
BU DERS BAŞKAYDI DİYEBİLMEK
Hergün,her an,her olay,her gülümseyiş,her düşünüş,her duyumsadığın sende etki bırakan bir ders arkadaşlar.Farkındayız yada yanından geçip gidiyoruz her olanın,yaşanmışlığın,ne zaman meydana geldi bu deyip bazen şaşırıyoruz,nerede oldu bu yahu deyip zihnimizi zorluyoruz.Bazen tam ortasında hissediyoruz olanın bazen bir çocuk saflığında birinin bize hatırlatması gerekiyor olup biteni...
Her öğrenileni,bir ders, gelişim ve değişim, başkalaşım olarak alabilmek gerek.Yani çevremizde olup bitenin farkına varmak,burada bana anlatılan neydi diye biraz düşünmek gerek...Yola çıktığını hissettiğinde yanında sana rehber olacak bir çok yardımcı da seninle yoculuğa çıkıyor.Yaşadığımız bir olay,bir farkındalık yaratıyorsa bir ders daha işlenmiş ve zihin dünyandaki yerini almış oluyor.Yeter ki algı dünyamız açık olsun ,yolculuğumuzda kimlerle yürüdüğümüze,seyahatimize kimlerin eşlik ettiğine dikkat edelim.Yaşadığımız olaylardan ya da yaşananlardan kendi payımıza düşen dersleri iyi derleyelim.Her doğan günü yaşanacak yeni anların başlangıcı olarak fark edip iyilik ve sevgi ile geleni görebilelim.Yani her dersi başka değişim ve gelişmelerin habercisi olarak değerlendirelim ve bu ders başkaydı diyecek kadar yürekten sevgi ile karşılayalım.....
Her öğrenileni,bir ders, gelişim ve değişim, başkalaşım olarak alabilmek gerek.Yani çevremizde olup bitenin farkına varmak,burada bana anlatılan neydi diye biraz düşünmek gerek...Yola çıktığını hissettiğinde yanında sana rehber olacak bir çok yardımcı da seninle yoculuğa çıkıyor.Yaşadığımız bir olay,bir farkındalık yaratıyorsa bir ders daha işlenmiş ve zihin dünyandaki yerini almış oluyor.Yeter ki algı dünyamız açık olsun ,yolculuğumuzda kimlerle yürüdüğümüze,seyahatimize kimlerin eşlik ettiğine dikkat edelim.Yaşadığımız olaylardan ya da yaşananlardan kendi payımıza düşen dersleri iyi derleyelim.Her doğan günü yaşanacak yeni anların başlangıcı olarak fark edip iyilik ve sevgi ile geleni görebilelim.Yani her dersi başka değişim ve gelişmelerin habercisi olarak değerlendirelim ve bu ders başkaydı diyecek kadar yürekten sevgi ile karşılayalım.....
11 Şubat 2012 Cumartesi
KENDİNİ YARATMAK...
Negatif düşünceler ile yüklendiğimizde Bilgeliğimiz egoya,Sevgimiz bağımlılığa, Saadetimiz şehvete,Huzurumuz açgözlülüğe,Gücümüz öfkeye dönüşüyor.Düşüncelerimizi negatiften çevirmek ile Öfkemizi kararlılığa,Üzüntülerimizi şefkate ,Suçluluklarımızı özdeğere dönüştürülmesinİ sağlayabiliriz.Bu sözlerle başlıyor seminer...
Affedebilmeliyiz öncelikle,her affedemediğimiz biz de tahribat yapıyor,düşüncelerimizde,bedenimizde gönül dünyamızı yanıtan ruhlarımızda..Affedemediğim var mı diye soruyor semineri sunan düşünüyorum aklıma bir iki şey geliyor ama takıntı yapmadığımı,yaşantıma devam edebildiğimi düşünüyorum,bazıları yazıyor ben ise notlar alıyorum.Evet affedemediğim ciddi bir şey yok gibi...Ne olacaksa olmuştur,Ne olacaksa olacaktır...Bu düşünce ile hareket ettin mi negatif düşünceyi iptal edip yerine daha olumlu bir bakış açısını koyabilmek daha kolay olacak.Japonlar bahçelerini önce heryerine çim ile kaplı olacak şekilde ekerlermiş.İnsanlar üzerinde dolaşmaya başladığında geçtikleri yolları görür taşları ona göre döşerlermiş,yani dayatma yok,gerektiği şekilde bu gün ise Kalamış parkında yürüyüş yaptık kızlarımla dikkatimi çekti bu konu biz hep çimlerin üzerinde yeni alternatif yollar açmışız normal dayatılan yollara alternatif...Evet eğer bizi üzen olumsuz olduğunu gördüğümüz bir davranışı, yolu,düşünceyi patikaları değiştirir gibi alışkanlıklarımızı değiştirebilmeliyiz.Bu konuda en iyi yanımız hayalgücümüz tabii...
Nitelikli bir yaşam için insanların sahip olduğu çok önemli güçleri var.Herhangi bir tehlikeyi sezdiğimizde oluşturduğumuz kendi içine dönebilme gücümüz,bir bavul ne kadar alıyorsa sadece o kadar yükü alabilmemizi ve fazlasını bırakmamız gerektiren toparlanma gücümüz,sadece aklımız ile değil gönül ve kalbimiz ile de değerlendirme yapmamızı sağlayan tolerans gücümüz,bir nehir gibi hayatın akışına katılabilmemizi sağlayan uyum gücümüz,yanlış ile doğruyu faydalı ile faydasızı ayırt etmemizi sağlayan ayırt edebilme gücümüz,yargılamadan empati kurarak muhakeme edebilme gücümüz,cesaretle kendi eksiklerimizi ve yanlışlarımızı görüp bunlarla yüzleşebilme gücü,affedebilme gücü,ve ne olduğunuzun farkına varmanızı sağlayan özfarkındalık gücümüz...İşte tüm bunlar , bizim hayatta kalmamızı sağlayan , bizi güçlendiren ve değişerek,gelişerek kendimizi yarattığımız insani yönlerimiz.Her şey bizim elimizde pozitif düşünüp, gelişime açık olarak kendimizi yaratmak,ya da olduğumuz kalıplar içinde var olan olumsuzluklarımız ile değişmeden devam etmek, seçim bizlerin.Onun için diyorum ya farkında olmak aynı zamanda kendini de yaratmaktır arkadaşlar.....
Affedebilmeliyiz öncelikle,her affedemediğimiz biz de tahribat yapıyor,düşüncelerimizde,bedenimizde gönül dünyamızı yanıtan ruhlarımızda..Affedemediğim var mı diye soruyor semineri sunan düşünüyorum aklıma bir iki şey geliyor ama takıntı yapmadığımı,yaşantıma devam edebildiğimi düşünüyorum,bazıları yazıyor ben ise notlar alıyorum.Evet affedemediğim ciddi bir şey yok gibi...Ne olacaksa olmuştur,Ne olacaksa olacaktır...Bu düşünce ile hareket ettin mi negatif düşünceyi iptal edip yerine daha olumlu bir bakış açısını koyabilmek daha kolay olacak.Japonlar bahçelerini önce heryerine çim ile kaplı olacak şekilde ekerlermiş.İnsanlar üzerinde dolaşmaya başladığında geçtikleri yolları görür taşları ona göre döşerlermiş,yani dayatma yok,gerektiği şekilde bu gün ise Kalamış parkında yürüyüş yaptık kızlarımla dikkatimi çekti bu konu biz hep çimlerin üzerinde yeni alternatif yollar açmışız normal dayatılan yollara alternatif...Evet eğer bizi üzen olumsuz olduğunu gördüğümüz bir davranışı, yolu,düşünceyi patikaları değiştirir gibi alışkanlıklarımızı değiştirebilmeliyiz.Bu konuda en iyi yanımız hayalgücümüz tabii...
Nitelikli bir yaşam için insanların sahip olduğu çok önemli güçleri var.Herhangi bir tehlikeyi sezdiğimizde oluşturduğumuz kendi içine dönebilme gücümüz,bir bavul ne kadar alıyorsa sadece o kadar yükü alabilmemizi ve fazlasını bırakmamız gerektiren toparlanma gücümüz,sadece aklımız ile değil gönül ve kalbimiz ile de değerlendirme yapmamızı sağlayan tolerans gücümüz,bir nehir gibi hayatın akışına katılabilmemizi sağlayan uyum gücümüz,yanlış ile doğruyu faydalı ile faydasızı ayırt etmemizi sağlayan ayırt edebilme gücümüz,yargılamadan empati kurarak muhakeme edebilme gücümüz,cesaretle kendi eksiklerimizi ve yanlışlarımızı görüp bunlarla yüzleşebilme gücü,affedebilme gücü,ve ne olduğunuzun farkına varmanızı sağlayan özfarkındalık gücümüz...İşte tüm bunlar , bizim hayatta kalmamızı sağlayan , bizi güçlendiren ve değişerek,gelişerek kendimizi yarattığımız insani yönlerimiz.Her şey bizim elimizde pozitif düşünüp, gelişime açık olarak kendimizi yaratmak,ya da olduğumuz kalıplar içinde var olan olumsuzluklarımız ile değişmeden devam etmek, seçim bizlerin.Onun için diyorum ya farkında olmak aynı zamanda kendini de yaratmaktır arkadaşlar.....
8 Şubat 2012 Çarşamba
DAHA YOLUN BAŞINDAYIM
Yaş kemale erip yeni yollar açıldığını gördüğümde kayıtsız kalamadım ben, o nedenledir ki bu yazdıklarım öğrenme yolunda edindiklerim...Bu ara rahat yazıyorum,başarabilirsem de bir kitap oluşturmayı düşünüyorum.Yaz başında bir seminer çalışmasına katıldım.Biraz ruha iyi gelen,insanı zihinsel yoğunluktan uzak tutup kendi iç sesi ile kalmasını sağlayan bir seminer,yazdıklarım kendimde geliştirdiklerim,yol gösterici olabilecek insana ait olanlar...
Gittiğim seminer çalışmasının olması gereken olduğunu
okudukça fark etmeye başladım.İhtiyacım olana göre ve ihityacım olduğu kadardı.Benim düşünce dünyamı genişletti,farkına varmamı,düşünmemi,okumamı sağladı.Bu sayede bir çok sebebi dışarda değil,içimde aramayı,bulmayı,çözümü üretmeyi.Başlangıçtı,yol açtı,açılan yolda yavaş yavaş öğrenerek,okuyarak ilerlememe sebeb oldu.Vakti gelmişti,daha yolun başındayım,daha çok işim var diyorum ve ilerlemeye çalışıyorum.Gerçek sevenlerin, yol gösteren içerdeki bize ulaşmamız için yolu arayıp bulalım,öğrenelim diye acılarımıza tuz ekenler olduğunu fark ettim.Bizi koruyanlarbizi bizden alıkoymuşlar diyor bir yazar okuduğum kitaplardan birisinde.Bilmeden değil mi korumalar,gerektiği kadar olmalı ruhlarımızın gelişmesini ebgellemeyecek kadar diyorum ben de işte yeni bir şey daha öğreniyorum böylece...
Gittiğim seminer çalışmasının olması gereken olduğunu
okudukça fark etmeye başladım.İhtiyacım olana göre ve ihityacım olduğu kadardı.Benim düşünce dünyamı genişletti,farkına varmamı,düşünmemi,okumamı sağladı.Bu sayede bir çok sebebi dışarda değil,içimde aramayı,bulmayı,çözümü üretmeyi.Başlangıçtı,yol açtı,açılan yolda yavaş yavaş öğrenerek,okuyarak ilerlememe sebeb oldu.Vakti gelmişti,daha yolun başındayım,daha çok işim var diyorum ve ilerlemeye çalışıyorum.Gerçek sevenlerin, yol gösteren içerdeki bize ulaşmamız için yolu arayıp bulalım,öğrenelim diye acılarımıza tuz ekenler olduğunu fark ettim.Bizi koruyanlarbizi bizden alıkoymuşlar diyor bir yazar okuduğum kitaplardan birisinde.Bilmeden değil mi korumalar,gerektiği kadar olmalı ruhlarımızın gelişmesini ebgellemeyecek kadar diyorum ben de işte yeni bir şey daha öğreniyorum böylece...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)