16 Kasım 2013 Cumartesi

ÇOCUKLUĞUM...

ÇOCUKLUĞUM  GİDİYOR VE BEN YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUM…


Elimde turuncu beyaz bir hap bir bardak suya uzanıyorum ,bu aralar midemden şikayetlerim var yemek öncesi bir tane al dedi doktor aç karnına ,asitleşmeyi önler.Aldığımdan beri biraz daha rahatım ama her şey iç sıkıntılarda  onları da çözünce iyileşecek her şey …

Camdan dışarıda ki görüntüde takılı kaldım. Sonbahar,arka bahçede ki birkaç ağaç kışa hazırlanıyor.Sararmış yapraklar,sarılar,yeşil ve kahverengiler,aralarda kırmızılar…En arkada ateş çiçekleri portakal rengi tomurcuklar yılbaşını bekliyor,kesip onlardan birkaç tane vazolara alsam diye düşünüyorum.En uzun ağaç ıhlamur,yenilerde ekmişlerdi onu en genci bahçenin,benim çocukluğumda yerinde armut ağacı vardı diye düşünüyorum. Kesmiş biri yerine dikmiş ıhlamuru olsun biri diğerinin yerini almış yıllardır bahçemizde.Bahçeye kimse bakmaz oldu, yıkılacak apartman nasılsa diye el etek çekti herkes, çocukluğumun çığlıklarını kulaklarımdan eksiltmediğim bahçemizden…Boyu nerdeyse üçüncü kata erişen limon ağacı yaprakları her daim yeşil üstünde belki 30 dan fazla limon var her şeye inat bakım falan istemem diyor çocuksu bir neşeyle her yıl baştan açıyor çiçeklerini,veriyor meyvelerini soğuğa bahçenin armonisi ile korunarak dayanıyor sanki;nefes alıyor veriyor…Bunu da hatırlamıyorum bak çocukluğumda bu limonda burada yoktu sonradan ekmiş onu da birisi benim büyüyüp çoluk çocuğa karıştığım yıllarda büyümüş ama çocukluk resimlerimin içinde bu ağaç yok ,yeri boş idi bir zamanlar, kardeşlerim ile piknik yapıyorduk altında o boş alanda.Toprak açıktı ,üzerine kilimimizi serip evden oyuncaklarımızı taşıyıp biraz da yiyecekler ile güle oynaya oyunlar kuruyorduk o alanda. Komşu Müşerref teyzenin bize uzattığı bir kangal sucuğu bile çekinerek alışımızı,nezaketle teşekkür edişimizi gün gibi hatırlıyorum.O dönemlerde bir nezaket varmış diyorum içimden,dudaklarım gayrı ihtiyari kıvrılıyor yukarı doğru,çocukluğumun güzel kareleri geçiyor gözümün önünden…..................
............................Neredeyse kırk beş yıllık bir apatman burası.Aksaç apartmanı ; sahiplerinin soyadını almış.Sahipleri yapıldıktan sonra bir müddet yaşadı,şimdilerde yoklar artık Osman amca ile Şadiye teyze…Kocası sakindi de Şadiye teyze hareketli bir kadındı çocukluk anılarımda onu hep merdivenleri tırmanırken elinde alışveriş fileleri ile hatırlıyorum….
Yetmiş metrekarelik iki odalı her daim sıcacık bir ev burası.Çalışanların sabah gidip akşam döndüğü güvenli küçük apartman daireleri…Birkaç yıldır hareketlenen değişimden bizim sokakta nasibini alıyor.Yanımızdaki Fulya apartmanı,arkasındaki tavukçu amcanın evi ki bahçesinde tavuk besleyecek kadar büyük bir bahçesi vardı bu evin ismini hiç öğrenmedik orası bizim için hep tavukçunun apartmanı olmuştu, sakinleri birer birer taşınıp yıkılma haline geçtiler bile…
...........Her şey değişiyor her şey…Yıllar ile biz değişiyoruz,eskiler,yeniler,hızla yaşanıp giden hayatlar her şey…Bir kumru ötüyor ıhlamur ağacının dalları arasından,kuş sesleri,Martı çığlıkları karışıyor etraftaki sessizliğe,Martılar İstanbul’un üzerinde uçuyor şimdilerde çığlık çığlığa,deniz kuşları buralarda çatılarda,damların üzerinde,balkonlarda,onlar bile şaşırıyor bu hızlı değişime.
Yaşam değişiyor,bizler değişiyor,şehirler değişiyor,zaman değişiyor…Onun için anların güzelliğini yaşamak lazım,yaşadığımız her güzelliğin farkında olmamız lazım diyorum kendi kendime.Şu anda evimi düşünüyorum sıcaklığını,anne ve babamın güzelliklerini,ailemi…kızlarım,eşim birer birer geçiyor beynimden,kardeşlerim,gülümsediğimi fark ediyorum.Derin bir nefes alıyorum içeriden konuşmalar geliyor kızlar kalkmış,eşim sesleniyor hayat başlıyor diyorum dudaklarımdaki gülümsemenin farkına vararak,yavaşca notlarımı toparlıyorum,ayağıma yumuşacık ev terliklerimi geçiyorum,güne başlıyorum…FUNDA AKPAMUK / 16.11.2013 CUMARTESİ-İSTANBUL

1 Kasım 2013 Cuma

ZAHİR

                                                                  ZAHİR

-Benimle konuştuğunuz için teşekkür ederim diyor.Sizi anlayacak kimse bulamıyorsunuz çoğu kez, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim...
Sakin her şeyi anlatmak ister gibi , dinleyen olsa da aktarabilsem der gibi...
Kapıda soruyoruz : -Zahir ne demek ?
Yüzümüz gülüyor ve meraklı birer çocuk gibiyiz her birimiz.
Sırtı yılları yorgunluğu ile eğilmiş biraz, gözlükleri numaranın yüksek olduğunu,görmek ve bakmak için oldukça uzun yıllar yaşamış olduğunu gösteriyor sanki. Siyah önlüğü , elinde süpürgesi ile günlük koşturmaların içinde ama bizim meraklı halimiz, işini bırakıp üst katları bize gezdirmesine mani olmuyor.
Beş yüz yıl önce Musevi cemaatinin buralara yerleştiğini bölgenin Yahudiler için anlamlı olduğunu hatta Haham başının buradan seçildiğini anlatıyor. Her odada yaşanmışlığa , yeni yaptırılmış sandalyeler ve İstanbul manzaraları eşlik ediyor.Üst katta kilise görünüyor fotoğraflarını çekiyoruz, az önce gittiğimiz Kuzguncuk Agios Pandelamion Ayazma'sını  ve kutsal suyu anlatıyoruz. Meraklı gözlerle  : -Öyle mi ,diyor bak karşımızda ama biz yeni duyuyoruz .İlgi ile bizim aceleyle anlattıklarımızı dinliyor.
Merdivenlerden inerken teşekkür ediyoruz en son ben iniyorum söyledikleri kalbimde takılı kalıyor...
-Biz teşekkür ederiz, çünkü anlatmak istediklerimizi dinleyecek,anlayacak kimse bulamıyoruz çoğu kez deyiveriyor.
Acele ile çıkıyoruz Zahir'den tırmanacak yokuşlar,irdelenecek insanlar,dükkanlar var daha diye ama son sözler takılı kalıyor bende...
İnsanlar ; yaşamları küçücük mekanlar içinde bütün gün aynı işleri yapmakla geçen ,akşamı çoğu kez aynı şekilde tamamlayan insanlar...Bir konuşmanın, bir canın, bir nefesin hayatımızdaki yerini kavramama yetiyor bu sözler...
       Mermer bir çeşmeden akan buz gibi sularda ellerimi, yüzümü ve boynumu yıkıyorum bir tür arınma, güne doğal ve temiz olana hazırlanma gibi, nefesim sakin ; dışarıdan gelen doğal ışık ve içeride yanan kristal avizenin ışığı birleşmiş ikonları aydınlatıyor. Çok net değil ışık ama metal çerçevelerin, ikonlardaki yansımaların, kum havuzuna dikilen mumların ışığı günün iyi geçeceği habercileri...
Yüzler gülüyor, sakin ve huzur ile kalbindeki telaş çarpışıyor sanki , su ve ışık dinginleşmene yardım ediyor.Derin bir nefes ile kalın taşlarla yapılmış bu güzel yeri bırakıyorum arkamda, not defterimin yarısı şimdiden doldu ne çok şey var yazacak...
       Karşıda Zahir Cafe ; köşede mor renkli eski bir vosvos araba ve çiçekler hoş geldin diyor...
-Zahir ne demek ?
-Görece değil mi? kimseye göre ?
-Belirgin olan, görünen diyor kafenin kapısındaki  garson...
Görünen, herkese göre, uzaklığın- mesafenin kişinin içinde belirlediği diye düşünüyorum...Herkese göre farklı olanı, farklı bakışı düşünüyorum yokuşu çıkarken.Ezan sesi derinden Cuma gününe hazırlığı anlatıyor ama hayat çok hızlı ses herkesin kulağına geliyor mu ? acaba diye düşünüyorum yoksa sadece dikkatini çeken mi duyuyor sesi ? bilmem zahir...
Az evvel konuştuğumuz garsonun : -beni çocukluğumda bir Ermeni Usta boğulmaktan kurtarmıştı sözleri geliyor,Tanrı' nın tek , dinlerin ayrı olduğunu söylüyor.
Az evvel Ayazma 'da bir olmayı ve  tek Tanrı' nın varlığını konuştuğumuzu anımsıyorum.Dinginlik ve huzur ile karşıma çıkanlarda yakaladığım benzerlikleri belki de aynılıkları demem gerekiyor, fark ediyorum.Cumartesi düğünlerinde hala eski geleneklerin burada kilise çevresinde yaşadığını ve Tanrı' nın birliğine inanan herkesin bu birliktelikleri paylaştığını söylüyor...
      Evler resimlerden çıkmış gibi...Her yerde insanların kendi zevkleri,renkleri,eski yaşanmışlıklar yansıyor, balkonlardan,pencerelerden, taş merdivenlerden, çiçekliklerden, boyalı sandalyelerden yaşananlar ve yaşanacaklar sarkıyor...
    1970' lerde buralarda yaşamış şapkalı Rosito'nun eldivenleri,şapkaları,giyim ve yaşam tarzı insanların üzerine yansımış; Rosito'nun Düşleri ,'' Evvel Zaman İçinde'' dükkanında gelinlikler,elbiseler,ayakkabılar,şapkalar olmuş merdivenlere kadar size gülümsüyor...
Home and Made 'de etkili doğal kokuları da alıyoruz ve artık bünyemiz bu kadar doygunluğa erişmiş olarak ruhlarımız ve bedenlerimiz bu durumdan hoşnut , mekanımıza dönüyoruz.