7 Ağustos 2012 Salı

ANLAŞILMAK


ANLAŞILMAK
Karşındakinin seni anlaması, anlattığını aynen senin düşündüğün gibi ya da senin düşündüğüne yakın anlaması halidir. Anlaşılmak; başkasının senin gibi düşünüp, öyle davranması değildir. O; kişiye hükmetmeye giden tacizkar bir yol olur. Anlaşılmak , sadece konuştuğunu, tam da anlatmayı istediğin gibi karşındakinin anlama halidir…


İyi niyetle ve genellikle çözüm ürettiğiniz bir konuda yardım etmek fikri ile gün içinde, birçok kişiye bir şeyler hakkında, bir şeyler anlatmak durumunda kalıyoruz. Anlatırken kendi eğitim durumumuz, konuşmamız, seçtiğimiz kelimeler, ruh halimiz, olaylara bakış açımız, kişi ile olan duygusal bağımız gibi bir çok faktör işin içine giriyor. Bu etkiler, anlatmak istediğiniz konuları anlaşılır, ya da tam tersi işin içinden çıkılmaz hale getiriyor. Onun için egoyu işin içine katmadan, kendini kanıtlamak istercesine didinmeden, yavaş, makul ve iyiyi oluşturan olmalı konuşma hali…

Kur’an’da yer alan “Öğüt fayda verirse öğüt ver” sözünü durup düşündüğünüzde, durumun bu kadar yalın anlatılamayacağı hissi yakalıyıveriyor sizi...

Karşındaki almaya hazır mı? Senden yardım istiyor mu? Gerçekten sana, konuşmana ve fikirlerine ihtiyacı var mı?

Yoksa konuşmak isteyen sen misin? Durumu tam anlamadan konuşmamak gerektiğini , zaman içinde anlıyor insan. İhtiyacı olan sana geliyor zaten, senin mutlaka fikrini belirtmek gibi bir kaygın olmamalı... Bunu da öğreniyorsun geçen yıllar içinde...

Tamamen iyi niyetle ve yardıma ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz , kendi kendini üzen bir arkadaşımıza, bir arkadaş toplantısında benim gibi düşünen birkaç arkadaşımla birlikte, hayatımızı kolaylaştırdığına inandığımız önerilerimizi anlatıyoruz. O kadar üzgün bir tavır içinde ki; sürekli iç dünyası ile sorunları arasında kalmış ve hep sorunundan bahsediyor. Acı ile geçmişini, geçmişte ona yapıldığını düşündüğü davranışları anlatıyor. Adeta kendi bedenine eziyet eder gibi… Onunla aynı düşüncede olanlar, onu destekleyip paylaşarak, acısını hafifleteceğini düşünüyorlar. Aslında böylece biraz da, acının sürekliliğine hizmet ediyorlar.

Onun düşüncelerini değiştirme zamanının geldiğini, sürekli aynı yerde takılıp kalarak acılarını artırdığını, bunun yerine affederek, bu sorunu büyütmemesinin sağlığı için iyi olacağını söyleyenler ise çoğunlukta... Hepimiz yıllar içinde bir çok harekete, söze maruz kaldık aslında... En az onun yaşadıkları kadar başından üzücü olaylar geçen bir arkadaşım, kendisini örnek vererek olaya başka bir yönden de bakmasını sağlamaya çalışıyor. Ortada sağlık açısından önemli bir geçiş durumu var, hislerim böyle söylüyor. Ya iyi olmayı isteyecek ve sorununu çözme yolunda mesafe kat edeceksin ya da aynı yerde kalarak kendini yiyip bitireceksin. Hangisi daha doğru? Onun doğruyu görebilmesi adına, biz ulaştığımız iyileştirici çözüm yollarını onunla paylaşıyoruz . Tabi ki herkesin sorunu, sorunu oluşturan olaylar, kişiler, içinde olduğu durumlar birbirinden farklı. Konuşanlar ve dinleyen bunun farkında… Ama arkadaşımızın derdine deva bulmaya çalışanların, benzer sorunları çözme yolları aynı…

Karşındaki almaya hazır ise çözüm üretmek daha kolay aslında, aklı selim ile sana ne gerekiyorsa görüyor ve kendindeki değişimi yavaş yavaş başlatıyorsun. Sorun olan bir çok şeyin aslında gereksiz dert edinip, kendimizin de oluşmasına katkıda bulunduğumuz şeyler olduğunu yıllar içinde keşfediyorsun. Bakış açısını değiştirdiğinde sorun denilen şeylerin yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığını görmek, doğru yolda ilerlediğini söylüyor insana. Bu da bir farkındalık hali oluyor, aksi halde fark etmeden sızlanmalara devam ediyorsun…

İşte bu noktada keşfettiğimi paylaşmaya geldi sıra... Peki sen duygularını, öğretilerini anlatırken karşındaki bunun ne kadarını senin düşündüğün gibi anladı? Ya da anladı mı? Anlaşılabildin mi? Bu noktada kötü söz söylemeden, hep iyiye yöneltmeye çalışarak ve iyileşme sağlamasını amaçladığını düşünerek düşüncelerimizi paylaşmamız çok önemli…

Bunu yaptık biz o gece... Tamamen arkadaşımızın duyduğu acıyı, yüreğini daraltan sıkıntıları, yüreğimizde hissederek, biz nasıl o köprülerden geçmişsek, o da geçebilsin diye yol göstermek içindi çabamız... Biraz yolu aydınlatabilmek, dost eli ile “Haydi bunu sen de çözebilirsin, onu değiştiremiyoruz, onu olduğu gibi kabul ederek yola devam edebilirsin” diyerek hayatı kolaylaştırma çabalarıydı.

Değişim içimizde, istersek hemen yanı başımızda. Söylenenler belki de duymamız gerekenlerdi. Ortada arkadaşımızı üzen sıkıntılar vardı ve duyduğumuz sözler bizde değişimi düşündürecek işaretlerdi. Karşındaki, isterse egolara kapılmadan önerileri alır, denemeye değer bulur, hayatını nasıl etkileyeceğini düşünür ya da benim dediğim daha doğru deyip kendi yoluna devam eder. Hangisi iyi geliyorsa…

Herkes söylenmesi gerekeni söylemeye çalıştı o gece; yol hepimizin ve bir çok çözüm var yaşadığımız, geliştirdiğimiz... Bir gün karşımızdakinin de çözümü bize iyi gelebilir, bir yaramıza merhem olur, yeter ki iletişime açık olalım, anlatılmak isteneni doğru alarak yaklaşalım. İşin içine, öz, saf ve temiz duygularımızı ve iyiyi katıp, bunları bastırmaya çalışan ego ile olaylara yaklaşmayalım. Bugünkü farkındalığım bu, anlaşılabildiğimi umut ediyorum.